Toplumun Eşcinseller İle İhtilafı

Bu yazının başlığı “eşcinsellerin toplum ile ihtilafı” da olabilirdi. Aslında bu yönden bakarak yazmak çok da kolay olurdu ama eşcinselleri “öteki” kılan toplum mu yoksa eşcinseller mi kendilerini ötekileştirdiler, çok net değil…

İnsan hakları, kadın hakları, çocuk hakları, hasta hakları, yaşlı hakları, engelli hakları, hayvan hakları, vs… Bir de eşcinsel hakları var.

Haklara saygılıyız, olmalıyız. Nereye kadar? Kendi haklarımızın sınırına kadar ya da biraz da empati yaparsak belki haklarımızdan biraz biraz da feragat edebiliriz ama hepsi bu.

Malum gündem konusu; Hollanda’da Türk ailenin çocukları lezbiyen bir koruyucu aileye verilecek. Feryatlar muhtelif.

Anne-baba çocuklarını vermek istemiyorlar.

Yurttaşların bir kısmı Müslüman çocukların “gavur” Hollandalı çifte verilmemesi yönünde fikir oluşturmuş. Diğer bir kesim, koruyucu ailenin eşcinsel olmasından yakınmakta.

Herkes kendince en haklı.

Bilim insanları ise sırf bir çocuk kaza ile, ihmal nedeniyle kucaktan düştüğü için ailenin tüm çocukları kendi ailesinden alınıp koruyucu aileye verilmemeli görüşündeler. Koruyucu ailenin lezbiyen olması ya da farklı dinden olması onların ilgi odağı değil. Değilmiş…

Çocuk hakları konusunda yıllar önce ilk duyduğum söylem, “çocukta sıfır tolerans çok önemlidir” olmuştu. Hatırlaması kolay bir cümle. Hala unutmadım. Ne demek sıfır tolerans? Eğer çocuğun iyi haline herhangi bir şaibe bulaştıysa bile, o çocuk koruma altına alınmalıdır.

Hollanda çok tanıdığım bir ülke değil ancak, İsveç kadar sıfırın altında tolerans göstermediklerini tahmin ediyorum. İsveç’te, bir annenin çocuğunu rızası dışında annece öpmesi bile istismar kabul ediliyor. Yere düşmüş çocuğu poposundan iterek ayağa kalkmasına yardım etmek bile istismar.

Detayları bilmediğim için Hollanda’daki bu olguya ait kararın yerinde olup olmadığını tartışamam. O yüzden ben bilim insanlarının aksine çocukların eşcinsel bir aileye verilmesini ve bazı yurttaşların aklını çelen Müslüman çocukların başka din mensubu bir aileye verilmesini irdeleyeceğim.

Evet, çocukta sıfır toleransa inanıyorum ama çocukların aile içinde bakılmasının önemini de biliyorum. Ancak, İsveç’teki gibi radikal uygulamalara karşı olduğum kadar çocuğun aile içinde bakılması amacıyla çocuğu nereye kadar mağdur edebileceğimize dair bir sınır koymaya da karşıyım. Özetle, tokadın hızı saatte kaç kilometre ise çocuğu aileden alacağız yaklaşımını reddediyorum ama tekrar etmeyen bir tokat nedeniyle de çocuğun aileden tümden alınmasına karşıyım.

İstismar edilmiş çocukların bile anne-babadan ayrılmamak için nasıl ağladıklarına da şahit oldum. Siz de oldunuz. Bakınız Hüseyin Üzmez olayındaki B.Ç.’nin ruh sağlığının bozulduğu ancak bunun nedeninin aileden ayrılmak mı olduğuna yoksa cinsel istismardan mı olduğuna karar veremeyen Uludağ Üniversitesi’nin raporu.

O yüzden çocukların koruyucu aileye verilmesi kararının ardından gözyaşı akıtan çocukların gözyaşları her ne kadar kalbimi deliyorsa da aklımda pek yer tutmuyor açıkçası. Çocuğun yüksek yararı çocuğu gözyaşlarına boğuyorsa, ikna edilmesi için kolları sıvamaktan başka çare yok.

Benim itirazım; Birleşmiş Milletlerin Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesinin 20.maddesinin 3. Fıkrasına uygun olarak kendi örf ve adetlerine göre yetişmesi gereken çocukların farklı yetişme tarzına sahip kişilerce korunmasına ve kendi ailesi eşcinsel değilken eşcinsel bir aileye çocukların korunmak ve bakılmak üzere verilmesine.

Çocukların, farklı dine mensup veya hiçbir dine mensup olmayan, farklı ahlaki değerlere sahip –ki bu farklı ahlaki değerler çocukların sahip oldukları ahlaki değerlerden daha iyi bile olsa- eşcinsel bir aile tarafından çok daha iyi fiziksel koşularda ve çok daha büyük bir ihtimamla bakılacağı ihtimaline karşı bile çocukların ruhsal gelişimleri açısından itiraz ediyorum.

Başbakan ve Çocuktan Sorumlu Devlet Bakanının, başı belaya giren çocuklar olgularında sıklıkla aile kabahatlidir, aile çocuğuna adam gibi bakamamış, sahip çıkmamıştır, tek suçlu ailedir söylemlerinden hareketle –bu düşünceye körü körüne katılmam mümkün değil ve kendilerini her fırsatta eleştiririm ama ailesi Müslüman ve Türk olan fakat eşcinsel olmayan çocukların farklı din ve kültüre sahip eşcinsel koruyucu ebeveynler tarafından yetiştirilmelerinde kendi din ve kültürlerini yaşatmalarının mümkün olamayacağı ve çocukların koruyucu ebeveynlerinin eşcinsel davranışlarını örnek alabileceklerini söylemek çok mümkün.

Farklı din ve kültür kötü olduğu ya da eşcinsellik patolojik bir anomali (!) olduğu için söylemiyorum bu lafları.

Söylüyorum çünkü bu çocuklar 18 yaşına geldiklerinde koruyucu aileden ayrılacaklar. Dönüp kendi ülkelerine ve ailelerine koşabilirler. Böyle bir şansları olmalı. Zaten koruyucu ailelik sisteminde çocukların bir gün mutlaka ailelerine geri döndürülmeleri anlayışı var.

Burası Türkiye, henüz toplum eşcinsellerle ihtilaf halinde. Onlara iş vermiyoruz, pek çoğumuz arkadaşlık etmekten korkuyoruz. Velhasıl Türkiye’de eşcinsel olmak büyük bir travma. Eşcinseller haklarını talep etme konusunda bile özgür değiller. Dernekleri kapatılmak istenmişti hatırlarsanız.

Eşcinseller, kendilerini gizlemek istemiyorlar haklı olarak ama toplumun ihtilafı ise eşcinsellerin “straight” olanlara kötü örnek teşkil ettikleri gerekçesidir. Bu da diğer bir neyi nereye ne kadar eğebiliriz meselesidir.

Hal böyleyken eşcinsel bir koruyucu ailenin yetiştirdiği çocukların kendi aileleri tarafından nasıl kabul görecekleri endişesi taşımamak mümkün değil.

İşte bu yüzden yazının başlığı Toplumun Eşcinsellerle İhtilafıdır.

Sözkonusu olgudaki çocuklar açısından, aile yargıya itiraz edebilir ama yetmezse Devletimiz de yurttaşının menfaatini korumak amacıyla Birleşmiş Milletlerin Çocuk Hakları Sözleşmesine atıfta bulunarak Hollanda’nın çocukları koruma altına alma kararına belki değil ama koruyucu ailenin mevcut aile ile değerlerinin çakışması sebebiyle itiraz edebilir.

Yorumlar