Sivil Toplum
Eğitim sistemimize baktığımızda bugün hala çocukların okullaşma oranının %100 olamadığını görüyoruz. Okula gönderilmeyen %4 oranında çocuğun aramızda lafı mı olur demeyin. Olur, olmalı… Çünkü bu oran 100.000’lere tekabül ediyor.
Okullaşma oranlarını takdim ederken sadece temel eğitimi baz almanın bir anlamı yok. Temel eğitimden sonra özellikle kız çocukların eğitime devam durumları çok düşüktür.
Eh, çocuklar okula kayıt oldular mı okullaştılar hanesine çentik atılmaktadır ancak, benim okullaşmadan anladığım çocuğun okula devam ediyor ve derslere katılıyor olmasıdır. Güneydoğu’da özellikle okul zamanı eğitime kayıtlı çocukları okullar yerine tarlalarda çalışırken görürsünüz. Güneydoğu’da okullarda Eylül – Kasım ayları arasında ve Nisan – Haziran aylarında devam listeleri tutulmaz. Nasıl tutulsun, tarımda bu aylar ekim-biçim ayları. Durum mevsimlik tarım işçisi aileler açısından daha da vahim. Çocuk tarlada çalışmasa bile aile iş alanına geçici göç ettiğinde çocuklar da peşlerinden tabii. Okulların usamesi okunmaz. Bu çocuklar eğitime kayıtlı olabilirler…
Bir şekilde çocuğu okula kayıt ettirdik, devam da ettirdik de ne olacak? Eğitim hizmeti kalitemiz yerlerde sürünüyor. Çocukların eğitim hizmetine ulaşımlarında ciddi eşitsizlikler olduğu da malum.
Bilenler bilir, ‘Haydi Kızlar Okula’ kampanyalarından nefret ederim. Çocuğu okula yollamayınca aylık para kazanacağı öğretisi, aileleri çocuklarını okula yollamak için ayak diremeye itmiştir. Bu kampanyalarla birlikte Devletimiz güdümlü yapılanmaya sahip UNICEF Türkiye’ye karşı duygularım felakete dönüşmüştür. UNICEF Türkiye çok kötü bir sivil toplum kuruluşu modelidir. Aslında sivil de değildir. Projeciliği (!) ve bağış toplamayı ilke edinmiştir. Lobicilik ve muhalefet kitaplarında yazmaz, yazamaz.
Erken Yaşta Evlilik
Diğer taraftan kız çocuk mezun olacak da ne olacak. Toplum baskısı nedeniyle zaten 13 yaşa geldi mi evlendirilmesi gerekli. Başlık parası da kötü bir model tabii. Ele gidecek kıza eğitim aldırmanın ne anlamı var. Kızı alan satan razı nasılsa. Kız çocuklar eskisi gibi değil tabii, maddi ve işgücü kıymetleri keşfedildi.
First Lady F. Gül Hanım da karşımıza çok kötü bir kadın modeli olarak çıkıyor. Bundan ciddi üzüntü duyduğumu belirtmeliyim. Kendisi erken yaşta kendinden sanırım 15 yaş büyük, önceden yakın tanıma fırsatı bulmadığı bir adamla evlendiriliyor. Okula fiilen devam edemese de şanslı kadın, çünkü kocası artık Cumhurbaşkanlığı mertebesine ermiştir. Ama bir memleket kaç Cumhurbaşkanı barındırabilir.
F. Gül Hanımın kalburüstü aileden olması, hayatını çocuklarına ve kocasına adamasını kolay kılıyordur ve hatta eğlencelidir de ama onun bu memnun mesut halleri parasız, pulsuz, eğitimsiz ve geleceksiz çocuklar açısından son derece kötü bir modeldir.
Kız çocuklar selameti, “Ah bir 13 yaşıma gelsem de koca bulup bu sefaletten kurtulsam” düsturunda aramaya başladılar. Her şey istedikleri gibi gitmezse, erken erken hamile kalma ve adamı evliliğe zorlama tuzakları kurmaya itildiler. Kapanları boş kaldığında tuvaletlerde doğurdular veya düşük yaptılar. Vicdanlı olmaya muktedir olanlar yalnız çocuk anne oldular ve erken yaşta hayatın zorluğunu sizden benden çok daha iyi kavradılar. İnatla evlenenler açısından durum çok daha vahim oluyor maalesef ama farkında bile değiller. Önlerinde çok mutlu bir F. Gül Hanım modeli var.
Oy Namustur
Durum artık erkek çocuklar açısından da çok vahim. İşsiz olanlara devlet maddi ve ayni yardımlarda bulunuyor. AKP’nin bunu seçim dönemlerine denk getirmesi aslında iyidir! İnsanlarımız ama öyle ama böyle yurttaşlığının olmasa bile oyunun kıymetli olduğunun farkına varıyor. Büyük büyük koltuklarda oturanların “oy namustur” söylemleri ise komik olmanın ötesinde zavallılık ifadesidir. Bu modellemenin aksine yurttaş oyunun sıfatları namus, şeref, haysiyet gibi kelimelerle nitelenmemelidir.
Okul mezunu olanlara ise işsiz bile olsa yardım yok. O zaman burada okulun, diplomanın çok kötü bir şey olduğu modeli de karşımıza çıkıyor.
Kötü modeller tükenmiyor ve içimdeki ihtilaf giderek agresifleşiyor ama ben uygarım, “şimdi bana küfür ettireceksiniz” demem. Başbakanı model almam… Parantez açalım, biri Başbakan’a köleliğin 100 yıldan fazla zaman önce kalktığını fısıldamalı.
Modellerimizi belirlerken itina etmeliyiz ama ya topluma dayatılan yanlış modellerle nasıl baş edeceğiz. Bu memleketin yurttaşına, erken yaşta evlilik sorunlarından, diplomanın büyük öneminden nasıl bahsedeceğiz.
Sosyal devlet kavramının, sözde sivil toplum kuruluşları aracılığı ile insanlardan para toplayıp, işsiz ve diplomasız olanlara yardım dağıtma ile özdeşleşmediğini, bunun aslında çok ama çok kötü bir model olduğunu anlatsak ne olur, bilen zaten biliyor ama tınmıyor.
Bu yazının en kötü modeli de şu olsun; seçim döneminde alınan kararlara rağmen bağış yapanların “oy namustur” şeklinde politika (çok yüzlülük) yaparak, kendi menfaatlerinin namusunu, yardımı alanların vebali haline getirmek kurnazlıktır elbette ancak, hukuka rağmen bu işi yapmaya devam etmeleri hukuktan üstün olduklarının, hukukun dizginlerini ellerinde tuttuklarının, hukuktan hiçbir türlü korkmadıklarının modellemesidir.
Yorumlar