Dizilmiş insanlar beyaz taklit deri koltuklara oturmuş. Hepsinin kolunda iğne. Kanları çekiliyor. Tahlil yapılacak…
Kanlar tüplere doluyor. Bazıları koyu kırmızı, bazıları bordo, bazıları koyu bordo, bazıları siyah. Benimki neden siyah, dedi genç. Hemşire, acaba sigara mı içiliyor, diye göz kırptı gence. Belki çarpıntının ve halsizliğinin de sebebidir, ne dersin.
Sigara derhal bırakıldı ve düzenli gece uykularına, kolay nefes alıp verme rahatlığına, yeniden enerji dolu olmaya başlandı. Yüzümüz gülüyor. Genç artık terlemiyor da, kokmuyor da. Bütün t-shirtler çöpe atıldı, yerlerine tertemiz insan kokacak yenileri alındı.
Akıllı çocuk, kanının renginden kendine neler yapıldığını çözdü ve sattı sigaranın anasını. Kullanmaya başladığı günden beri 11.000TL’nin üzerinde katkısı olduğunu hesapladı sigara üreticilerine ve hepsini haram etti. Devlet’e de ver yansın. Sağlığına rağmen alınan vergilerle kim bilir neler yapılmıştı. Hiçbir hizmet, o çirkin katran renkli kanın damarlarında dolaşmasına değmezdi.
Kendinde kabahat bulmadı. Arz edileni satın almış ve kullanmıştı. Yasağı yoktu ki… Ötenazinin ve intiharın yani kendine zarar vermenin yasak olduğu bir ülkede kendi özgür iradesiyle içici olduğuna dair manyak savlarla dalgasını geçti. Sigaraya yetişkin yaşında başlamamıştı.
Göstermelik “18 yaşın altındakilere satılamaz” yasağı aynı zamanda komikti. Markete telefon etmek çok kolaydı ve evinize kadar servis yapılıyordu.
Kanı simsiyahtı… Kandırıldığını anlaması için kanının anormal rengini görmesi gerekmişti.
Evet, kandırılmıştı. Kolay kanmış olması kendisini kandıranları suçsuz kılmıyordu. Anne-babası içme oğlum demişlerdi tabii ama soğuk havada sokağa çıkarken sıkı giyin dediklerinde de dinlemezdi. Anne-babasını suçlayamazdı. Onları suçlaması için ya çok salak olması gerekirdi ya da Devlet olması…
Nasıl mı kandırılmıştı? İşte şöyle;
Sigara ihtilafının üç tarafı var. Sigara tüketicisi ve ailesi (toplum), tedarik eden üretici ve vergi tahsilatçısı Devlet. Bu, tek mağdurlu, iki istismarcılı bir ihtilaf. Toplum (aktif içen ve pasif içen herkes dahil) VERSUS Devlet ve zehir imalatçıları. Devlet ve imalatçılar topluma karşı da diyebiliriz.
Tarafsız delil tespiti yapacağız o yüzden tarafları tek tek masaya yatırmakta fayda var.
“Sigara üreticisi Türkiye” diye sordum malum arama motoruna ve karşıma BATT (British American Tobacco Türkiye) çıkıverdi. Bu sayfaya ulaşmamın çok kolay olduğunu belirtmekte fayda var. Okudukça şaşırdım. Artık kolay şaşıracak yaşı da geçtim ama okudukça ağzım açık kaldı.
Sayfanın reklam panosundan bazı mesajlar;
“Yasal bir ürün olan sigarayı, bilinçli olarak kullanmayı tercih eden yetişkinlere üstün kalitede ürünler sunuyoruz.” Bunun Türkçesi, suçlu olan Devlet ve tüketicidir.
“Aynı zamanda sağlık riskleri taşıyan bu yasal ürünün dengeli yasal düzenlemeye tabi olması gerektiğini inanıyoruz.”
Biz ikiyüzlüyüz demek istemiş olabilirler mi sizce de. Şimdi bu sağlık riskleri taşıyan ürünün üreticisine sempati mi duymalıyız.
Bunca zamandır ihtilaf yönetimi yaparım, bu köşede yazı yazacak kadar da işi iyi bilirim, “dengeli yasal düzenleme” diye bir şey duymadım. Malum arama motoruna “dengeli yasal düzenleme” diye sordum, karşıma yine ve tek başına BATT çıktı. Bu terimi kullanan başka kimse yok.
Bu bir rüya ve uyanırım diye çok bekledim ama olmadı. Sitede, “Sağlık&Bilim” köşesi mevcut. Hevesle okuyayım dedim. Dürüst olmam gerekirse çok alaycı bir ruh halimle butona tıkladım. Hay tıklamaz olaydım. Bu sayfada suç ile karşılaştım. Şimdi artık sorumlu yurttaş olarak suçu ilgililere bildirmeliyim.
Sigara kullanımının bir bağımlılık değil de zevk olduğuna dair çok açık bir ibare var. Bunun yanı sıra sigaranın akciğer kanseri yaptığına dair bulgular olduğu ama akciğer kanserinin ölüm nedenleri sıralamasında zaten üst sıralamada bulunduğu o yüzden sigaraya dikkat çekildiği söyleniyor. Cümle aynen şöyle; “Yıllar boyunca yürütülen epidemiyolojik çalışmalar, bir çok ciddi ve ölümcül hastalığın sigarayla bağlantısını ortaya çıkarmıştır. Bu hastalıklar arasında akciğer kanseri, kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve koroner kalp hastalığı bulunmaktadır. Bunun başlıca nedeni, bu hastalıkların pek çok ülkede başlıca ölüm nedenleri arasında olmasıdır.”
Bilimsel (!) konulardan kendimi sıyırayım daha fazla dayanamam dedim ve “insanlar neden sigara içer” butonuna tıkladım. Aaaaaaa…… İnsanlar neden sigara içermiş bilin bakalım. BATT’a göre, “Nikotinin farmakolojik etkisi (kafeinden çok da farklı olmayan hafif bir uyarıcı etki) sigara içme deneyiminin önemli bir parçasıdır.
Ancak, sigara içmenin nikotin dışında da pek çok başka nedeni vardır. Sigara içmek, çoğu duyuyu ilgilendiren birtakım ritüelleri de içinde barındırmaktadır. Sigara içenler çoğu zaman sigarayı ellerinde tutmaktan, sigara dumanının tadından, görüntüsünden ve kokusundan da zevk aldıklarını söylemektedirler. Ayrıca, özellikle sosyal ortamlarda, sigara içmek diğer sigara içenlerle bir paylaşım deneyimini de içermektedir.”
Ancak, sigara içmenin nikotin dışında da pek çok başka nedeni vardır. Sigara içmek, çoğu duyuyu ilgilendiren birtakım ritüelleri de içinde barındırmaktadır. Sigara içenler çoğu zaman sigarayı ellerinde tutmaktan, sigara dumanının tadından, görüntüsünden ve kokusundan da zevk aldıklarını söylemektedirler. Ayrıca, özellikle sosyal ortamlarda, sigara içmek diğer sigara içenlerle bir paylaşım deneyimini de içermektedir.”
Siz bilmezsiniz belki ama sigarayı bırakmak da kolaymış. Milyonlarca insane tıbbi yardım almadan sigarayı bırakabilimiş. Yaa, daha neler neler… Siz daha filmlerde sigaraların üstünü kapatın, kötü örnek olmasın çocuklarımıza diye.
Sayfada seçme saçmalar ve tabii mevcut kanuna göre suç teşkil eden ibareler mevcut. Daha fazla yazıyı uzatmanın anlamı yok. Peki, 19 Temmuz’da kapalı yerlerde sigara içme yasağı uygulamasında samimi olduğunu beyan eden Sağlık Bakanlığı uyuyor mu? Uyumadıklarını ve hatta çok uyanık olduklarını biliyorum. O yüzden skeptic (kuşkucu) aklım beni dürtüyor. Ben Sağlık Bakanlığı olsam, sigara gibi bir ihtilafı yönetme görevim olsa –sigara bir halk sağlığı problemidir- elimde kapı gibi de bir kanun olsa, ben sigara üreticilerinin parmağının ucunu kıpırdatmasını (web sayfalarını da) izler miyim, izlemez miyim. Kanun, AB’yi mutlu etmek için gönülsüzce çıktıysa, izlemem.
Bu üreticinin web sitesi aracılığı ile yaptığı özendirme ve yanlış bilgilendirmeyi tabii ki şikayet edeceğim ama sivil toplum bu konudan ne kadar haberdar önce onu bilmeliyim ve tabii mağdur açısından gerçek nedir diye sormalıyım. İhtilaf yönetiminin olmazsa olmaz bilirkişi görüşüne müracaat etmeliyim. Ettim.
Konuyla ilgili iki çok değerli akademisyen ile çok keyifli sohbetler ettim. Sevgili Prof. Dr. Mustafa Yüksel ve Prof. Dr. Elif Dağlı.
Mustafa Yüksel, Marmara Üniversitesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı ve öğretim üyesi. Pasif içicilik ile ilgili çalışmaları var. TORAKS Derneği üyesi. Sigaranın insan sağlığı üzerindeki etkilerini konuştuk cheese cakelerimizi yerken. Yanında olmazsa olmaz kahvelerimizi de içerken kendisine, nikotin kafein benzeri hafif bir uyaran mıdır diye sordum. Cevap beni hiç şaşırtmadı.
Çok küçük yaşımdan beri kafein bağımlısıyım. Kafeinin hafif bir uyaran olmadığını, baş dönmesi, titreme, kalp çarpması, mide bulantısı yaptığını bilir, bunlardan kötü etkilenir ancak bir türlü bırakamam. Ben kafeinin adını bağımlılık yapan madde olarak çoktan koymuşum. Diğer taraftan, beni bilenler meşhur gülen kargalarımı da bilirler, sigaranın bir sosyalleşme aracı olduğuna kargalarım bile güldü.
Sevgili Hocam’a göre de yetişkinin kendi bilinçli iradesi ile sigaraya başladığı savı çok yanlış. Eskiden askerlikle birlikte sigaraya başlandığını ancak günümüzde sigaraya başlama yaşının ilkokul çağındaki çocuklara kadar inmiş olduğunu belirtti. Dolayısıyla yetişkinin kendi iradesi ile sigaraya başladığı görüşünün savunulur hali kalmadığını, çocukken sigaraya başlandığını ve yetişkin yaşlara gelindiğinde zaten bağımlılığın çoktan oluştuğunu ifade etti.
Çocukluğumda, anne-babalar çocuklarının sigara içmesini uygun bulmazlar ve çocukların da büyüklerin yanında sigara içmesi sıkardı. Bu bir otokontrol mekanizmasıydı. Ancak, zamanla şu söylev yayılmaya başladı, sigarayla saygı olmaz. Acaba bu söylemi sigara pazarını büyütmek isteyen üreticiler yaymış olabilirler mi diye düşündüm. Haklı düşünmüşüm. Prof. Dr. Yüksel, üreticilerin reklamlarla sigaraya başlama yaşını çok aşağılara çekmeyi başardıklarını ve iş işten geçtikten sonra reklamların yasaklandığını fakat sosyal sorumluluk kampanyaları adı altında gizli tanıtımların yapılmaya devam edildiğini belirtti.
Gerçekten, en azından BAT’ın çocuğun sigara içmemesi için yürüttüğü bir kampanyanın ne kadar kendi lehine başarılı olabileceğini, web sayfasında bizzat verdiği çelişkili ifadelerinden anlamak mümkün. Bu tarz eğitimlerin, bu tarz çelişkili, merak uyandıran mesajlarla yapılması garip ötesi bir durum. Ben buna olsa olsa sosyal sorumsuzluk derim. Çocuğa ne diyorlar acaba, sigara zevk veren bir maddedir ama bu zevk yetişkinlere aittir, siz şimdilik sigarayı merak ederek yaşayın mı!
Yoksa Camel giyim markasının sigara tabakası imal etmesi reklama girmiyor mu? Sigara üreticisi reklam yapma yasaklı ama ya giyim firması. Moda yaratmak, tarz yaratmak, sigara tabakası üretmek sigara ile aynı adlı. Camel Trophy yarışı da bir yaşam biçimi dayatması için reklam aracı olabilir mi?
Elif Dağlı ise Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Ana Bilim Dalı Başkanı ve Öğretim Üyesi. Dünyaca tanınmış, çok kıymetli çalışmalara imza atmış, Türkiye’nin sigara ile savaşında öncülük yapan aktif bir akademisyen. Bana soracak olursanız, çok da güzel bir aktivist. Mevcut kanunun yazılmasında okkalıca parmağı var. Meclis’te lobi faaliyetleri yürütüyor.
Prof. Dr. Elif Dağlı ile sohbetimizde, 19 Temmuz’da uygulanmaya başlayacak yasanın ertelenip ertelenmeyeceği konusunu konuştuk. Bağdat Caddesinin müdavimlerinin çok iyi bildiği bir lokantanın garsonlarından duyduğum dedikoduyu aktardım kendisine. Dedikoduya göre, sigara üreticileri çok etkili bir havalandırma cihazı bulmuşlar onları ücretsiz olarak lokantalara monte edeceklermiş ki yasak değişsin. Böyle pazarlık ediliyormuş ilgililerle.
Ben şaşırmıştım, Elif Hanım da çok şaşırdı. Sonra sigara içmeyi öven ve yasağın anlamsızlığını, özgürlüğü kısıtladığını savunan köşe yazarlarından bahsettik. Dünyada bazı bilim adamlarınca yapılan ve sigaranın aslında çok da zararlı olmadığını sözde ortaya koyan araştırmalardan konuştuk.
Vay, satılmış bilim… Lobinin gözü kara anlaşılan. Cehennem gibi ama sigara lobisi sanırım silah lobisinden hiç de geri durmuyor.
Sohbet ilerledikçe Elif Hanım’ın enerjisine taptım. Prof. Dr. Dağlı’dan edindiğim bilgiler engin. Beni şaşırtanları sıralamakla yetineyim;
Sigara yasağı lokantalarda/cafelerde uygulandığı takdirde cirolarının çok düşeceği söylentisi, yandaş bulma kaygısı ile sigara lobisi tarafından ortaya atılmış bir yalan. Yasakların gıda ikram hizmeti sektörünü yok edecek hali yok. Bunun Dünya’da örnekleri mevcut. Çok da araştırmaya gerek yok. Bakınız ABD ve AB ülkeleri. Gıda ikram sektörü halen ayakta.
Açıkçası, gıda ikram sektörünün ekonomik kazanımları beni pek de ilgilendirmedi. Bu bir halk sağlığı problemi ve el-alemin zevki (!) ve el-alemin parası için ciğerime bir şey olmasına karşıyım. Halk sağlığı, aklı selim olanca özel sektörün karlılığından önde tutulur diye umuyorum. Ayrıca, hastalıkların iyileşmesi için harcanan paralara ve çekilen sıkıntılara bakınca, sigara yasağının uygulanmasının ekonomiye kötü etki edeceği salatasını yayanları akılsız buluyor ve kınıyorum. İddiaya da giriyorum, sigara içenler yasak başladıktan sonra da lokantalara gidip yemek yiyecekler, cafelere de gidip çay-kahve içecekler. Nereden mi biliyorum? Ne zaman, hangi havayolu ile New York’a (uzun uçuş) uçsam, uçak dolu olur. Bu, uçakta sigara içmenin serbest olduğu 1990 yılında da böyleydi, bugün de böyle. Kimse uydurmasın, şımarıklık etmesin.
Türkiye’de her yıl 110.000 kişinin sigaraya bağlı hastalıklar nedeni ile öldüğünü biliyor muydunuz.
Leo Burnett firmasını bilirsiniz. Bilmeyen için belirteyim bu çok uluslu bir reklam ajansı. En büyük müşterilerinden biri Phillip Morris. Reklamla her şeyi (!) her akılsıza satabilirsiniz. Leo Burnett kara listemde. Hikayesi şöyle; 1993 Ocak ayında ABD Çevre Koruma Ajansı tarafından hazırlanan sigaraya dair risk değerlendirme raporunda ilk defa pasif içiciliğe yer verilmesinin ardından Leo Burnett, müşterisi Philip Morris’in karlılığına helal gelmemesi için Project Brass’ı ortaya atıyor. Burada bildirilen, Çevre Koruma Ajansı’nın raporunun ardından sigaranın içene zarar vermesinin yanı sıra pasif içicilerin de zarar gördüğünün vurgulanmasının toplumda sigaraya karşı çok daha şiddetli bir hareket oluşturacağı ve sektörün zarar göreceği.
Zarar veren sigara kullanımının kişisel bir tercih meselesi olmaktan çıkması ve içmeyenlerin de sağlık meselesi olduğunun vurgulanmasının ardından, çok akıllı (!) Leo Burnett, müşterisine toplumun aklını karıştırmak için üç taktik veriyor; (1) kapalı mekanlardaki havalandırma sistemlerini konu et ve yasaklanma durumunda dikkati sektörlerin maddi kayıplarına çevir, (2) toplumlardaki kanaat önderlerini alınacak sağlık tedbirlerine karşı yandaş tut, (3) Çevre Koruma Ajansının raporuna karşı toplumda şüphe uyandır.
İşte her şey yerli yerine oturdu. Memlekette, (1) havalandırmanın sigara üreticileri tarafından ücretsiz yapılacağından bahseden, gelirlerinin azalacağından dem vuran garsonlar var, (2) sigaranın faydalarından bahseden köşe yazarları mevcut ve (3) BATT sitesinde pasif içiciliğin çok da zararlı olmadığına dair bilimsel çalışmalardan bahsediliyor.
Leo Burnett yine de bir şeyi yanlış hesaplamış. İnsanlar artık eskisi kadar salak değil ve canları çok yanıyor. Etik değerlere ne oldu bilmem ama insan kaynağını yok ettikçe reklam yapacak adam bulunamayacağını birileri şu reklamcıya bildirse iyi olur. PM’yi kurtaracam derken…
http://www.kanaldhaber.com.tr/HaberDetay.aspx?haberid=44072&catid=32
Yorumlar