Memlekette Sarah Ferguson fırtınası koptu. Kadın şöyle kötü niyetli böyle içten pazarlıklı, yaptıkları yasal değil, komplo var vs söylemleri, istismar ve ihmal edilen kurum bakımı altındaki engelli çocuklarımızın haklarının önüne geçti.
Sosyal Hizmetlerden sorumlu Devlet Bakanı da “Hükümet olanların genel ruh hali” sebebiyle olsa gerek, Kurumda çalışanlar hakkında soruşturma açarız da, bu Ferguson’un çocukların halini görüntülemesi art niyetlidir deyiverdi. Ben olsam, böyle bir şey söyleyeceğime istifa ediverirdim.
Devlet Bakanı, sorumluluğu altındaki çocukların iç delici hali nedeniyle iğneyi değil çuvaldızı kendisine batırmak yerine Ferguson’a laf etmeye daha bir azimli gözüktü gözüme. Her zaman aileler kabahatliydi bu sefer de elin Ferguson’u.
Hal böyleyken böyle… Çocukları samimiyetle sevmediğimizi daha önce belirtmiştim.
Engelli çocukların kurum bakımı altındaki hallerini gördük. Bu durum nedeniyle Devlet Bakanı kurum çalışanları hakkında soruşturma başlatacağını, suç unsuru bulunduğu takdirde haklarında ceza davası açılabileceğini belirtti.
Bu arada yandaşlar, dünyada da zihinsel engellilerin ellerinin kollarının bağlanmasının tedavi şekli olduğunu söyleme gibi gafletlere düştüler. Sırf bu söylem bile cehaletin ne boyutlarda olduğunun ve çaresizce Kurumu aklama çabaları sarf edilmeye başlandığının kanıtıdır. Kurumu kime karşı aklayacaksınız? AB’ye karşı mı, Dünyaya karşı mı?
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, kendisini çocuklara karşı aklayabilmelidir. Çocuklara karşı aklanmaya odaklanmalıdır.
Gelelim bir başka kurum bakımı altındaki çocuğumuza. Üzmez kurbanı kızımız da kurum bakımı altındayken Kurum tarafından ihmal edilmiştir. Nasıl mı? Görülen davasında layık olduğu şekilde temsil edilmeyerek.
Pek çoğumuz, uzmanların Adli Tıp Kurumu raporuna kopardıkları fırtınanın ardından Nimet Çubukçu’nun, “tarafız, rapora itiraz edeceğiz” söylemlerini yanlış anladı. Nimet Çubukçu tarafız diyerek gerçeği dile getirmişti ama çoğu uzman ve haberci bunu duyunca müdahil oldu aferin şeklinde yorumladı. Burada unutulan şuydu. Bu çocuk korunma altına alındığından beri aslında Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu davada, bir anlamda çocuğun ailesi olma sıfatıyla, taraftı ve davaları ciddi ciddi takip etmeyerek ebeveynlik görevini ihmal etmişti. Çocuk 14 yaşından küçük olduğu için Baro otomatik olarak avukat atadı zaten bahanesine sığınılması da cabasıdır.
Atanmış olan avukatın Uludağ Üniversitesi’nin raporuna itiraz etmemiş olması büyük hatadır. Bu rapora göre de Üzmez’in cezasında bir artırım olamayacağı aşikardır. Raporda çocuğun ruhsal durumundaki bozukluk nedeni sabit değildir yani Üzmez’e atfedilemez. Bu nedenle, Üzmez’in salt Adli Tıp Raporu nedeniyle serbest bırakıldığı söylemleri de aslında yanlış olmuştur.
Hakim, her iki raporu da göz önünde bulundurarak ve sanığın da yargılama esnasında haklarının korunması ilkesi gereğince düzenlenmiş Ceza Muhakemeleri Kanununun 104. Maddesine uygun olarak, tutukluluk süresini de göz önünde bulundurarak Üzmez’i re’sen serbest bırakmıştır.
104. Maddeye göre, sanık, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında salıverilmesini isteyebilir. Hakimin kararı tutukluluk halinin devamı yönünde olursa, sanık 104/2. Maddeye göre bu karara itiraz edebilir.
Yine aynı düzenlemeye göre mağdur taraf sanığın salıverilme kararına itiraz edemez. Buna rağmen mağdur çocuğun avukatı karara itiraz etmiştir ve itirazı usul nedeniyle kabul görmemiştir. Nimet Çubukçu bir hukukçudur. Bunu ondan daha iyi hangi ebeveyn bilebilir ki… Ama O da salıverilmeye itiraz edeceklerini ilan etmiştir.
Aynı şeylerin Adli Tıp raporu itirazının da başına gelmesinden korkuyorum. Salt muayene metodu nedeniyle itiraz ettilerse, kabul görmeyecektir. Bu itirazın ret edilmesi Hakim’in taraflı olduğu anlamına gelmeyecektir. Hukuk kuralları bazen hoşumuza gitmese de Hakim düzenlemeyi mutlaka takip edecektir.
Sonuç itibarıyla, Kurum, kurum bakımı altındaki çocuğun davada temsil sürecini yakından takip etmemekle çocuğunu ihmal eden anne-baba pozisyonuna düşmüştür.
Yani, kurum bakımı altındaki çocukların başlarına ne geldiyse ya Ferguson art niyetlidir ya da Baro’nun atadığı avukat meslek hatası yapmıştır. Başka başka olaylarda da son moda şiddet dizilerindedir ya da ailelerdedir hata.
Hata bir türlü Kurum’da olmaz. Her taraf aklansa da Kurum çalışanları son çare olarak suçludurlar.
Burada, Cumhurbaşkanlığımızı yapmış Süleyman Demirel’i anmadan geçemeyeceğim. Devlet suç işlemez demişti bir konuşmasında. Kendisi bildiğim en kurnaz ihtilaf yöneticilerinden biridir. Karşısındakini avlamayı çok iyi bilir. Nutkunuz tutulur cevap falan yetiştiremezsiniz. Usulden kazanmanın cambazıdır.
Bu bilinçle olduğunu hiç sanmamakla beraber, Nimet Çubukçu da “her kim olursa olsun, mağdur çocukları en üst düzeyde korumaya kararlıyız, onları ihmal eden aileleri de olsa.” demiştir. Bu güzel bir söylem ancak, daha da güzeli şöyle olabilirdi; “… onları ihmal eden Devlet de olsa.”
Sözün özü, kurum bakımı altında çocukların başına böyle haller geldiğinde bundan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu sorumludur. Cezai işlemler suç içeren fiili gerçekleştiren çalışanlar hakkında açılabilirse de Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu mağdur çocuklara yaşadıkları travmalar nedeniyle manevi tazminat ödemeye mahkum edilebilir.
Her fırsatta çocuğu çok sevdiğini söyleyen Devlet Bakanı’nın sorumlusu olduğu Kurum hakkında çocuklar lehine tazminat davası açılmasına sıcak bakıp bakmayacağını hiç merak etmiyorum. Çok iyi biliyorum ki bugüne kadar kimse tarafından bahsi açılmayan çocukların tazminat haklarını mesele ettiğim için hiç mutlu olmayacaktır.
“Biz çocuk tarafıyız” demiş olmasına rağmen…
Çocuk lehine tazminat davasını sadece aileler açabilir. Ancak aileler çocuklarının Kurum bakımında kalmasını istedikleri için Kurum’a karşı böyle bir dava açmayacaklardır.
Sayın Devlet Bakanı rahat uyuyabilir…
Yorumlar