Orhan Veli’nin nasıl öldüğünü pek bilenimiz yoktur. Kendisinin vebali Ankara Belediyesi’nin boynunadır. İstanbul’da Urumelihisarı’nda, Boğaza karşı keyifli keyifli aşk acıları çekerken, bir haftalığına Ankara’ya ziyarete gittiğinde, Belediye’nin açtığı çukura kafa üstü düştükten iki gün sonra, 14 Kasım 1950’de, beyin kanaması nedeniyle hayata ve bizlere veda etmiş.
Bedava yaşıyoruz bedava…
Çoğumuz; İstanbul Türküsü, İstanbul’u Dinliyorum, Anlatamıyorum, Beni Bu Havalar Mahvetti gibi şiirlerini daha bir ezbere biliriz de, Bedava Yaşıyoruz Bedava şiiri pek tanınmaz Orhan Veli’nin.
Ölümü ise bu şiirini anımsatır hep bende. Her çaresizliğimde…
Şirinevler’de, 28 Şubat 2007 günü annesinin elinden tutmuş yürürken yoldaki kartonun üstüne basıp logara düşen ve cesedi 3km ilerdeki dere ağzında bulunan Dilara (5 yaş) aklıma geldi. O zaman da bedava yaşıyoruz bedava diye düşünmüştüm.
Belediye’nin taşeronu suçlamasını, taşeronun Dilara’nın annesini suçlamasını dün gibi hatırlıyorum. “Koymayın poşete, belki daha yaşıyordur” diyen babayı aklımdan çıkaramıyorum. Orhan Veli yakınları Ankara Belediyesi’nden tazminat aldılar mı bilmiyorum ama Dilara’nın babasının kan parası ile (mahkeme önüne çıksa buna tazminat denir) susturulduğunu biliyorum.
Hakaret davalarında manevi tazminatlar havada uçuşur. Bana salak dedi 10.000YTL, bana fahişe dedi 15.000YTL. …
Manevi tazminat konusu iki yurttaş arasında açılmışsa, hali vakti yerinde olanlar mahkemeleri bunlarla yoğunlaştırabilirler. Sorun olmaz.
Ancak, manevi tazminat konusu kamu ile yurttaş arasında doğmuşsa, işin şekli değişir. Öncelikle mağdur olan yurttaşın olayda kusuru aranır. Bulunmasa bile bir şeyler uydurulur. Yerse yapılır. Kamunun bahane arayışları sökmez ise ortada mutlaka sorumlu başka bir merci veya kamu çalışanı vardır.
Her nasılsa nasıl, çok da düşük ihtimal ama, varsayalım kamu cezaya mahkum oldu, tazminat hakkı doğdu mağdurun. Bu sefer de mağdur yurttaş haksız yere zenginleşmeye çalışmaktadır kayıp kolu, bacağı, hayatı nedeniyle. “Sen misin tazminat talep eden” durumuna düşüverirsiniz. Sizi ayıplayanlar bile olur.
Bu arada kamu ile mağdur arasında mecburen geçen diyaloglarda kamu çalışanları mağdura her türlü hakareti yaparlar, sindirmek için ellerinden geleni artlarına koymazlar. Sinir olursunuz, huzurunuz kalmaz, belki pişman da olursunuz.
Hiçbir şey olmasa bir gün Başbakan size “sevsinler seni” deyiverir.
İşte Orhan Veli aslında Bedava Yaşıyoruz Bedava şiiriyle Başbakan’a cevabını altmış küsur yıl önce diğer Başbakanlar nezdinde vermiştir. Anlayana…
Bedava yaşıyoruz bedava;
Hava bedava, bulut bedava,
Yağmur çamur bedava…
Camekanlar bedava…
Kelle fiyatına hürriyet…
Bedava yaşıyoruz bedava.
Ey Orhan Veli, vay Orhan Veli…
Üslup var, üslup var.
Bugün artık gerçekten Başbakan’ın yurttaşa “sevsinler seni” demesinin yani yurttaşı sevmesinin zamanı gelmiş ve geçmektedir. Kamu da yurttaşa verdiği hasarı tazmin etme sorumluluğunu kavrayabilmelidir.
İhtilaf yönetimi açısından; ombudsmanlık müessesesi bir an evvel güdümsüz olarak yapılandırılmalıdır. Bu müessesenin de Adli Tıp Kurumu müessesesine dönüşmemesi için her türlü önlem alınmalıdır.
Hatta daha ileri gidip, tarafsız denetçilik müessesesin ticaret hayatımıza da girmesi ve müşteri şikayetlerinin de bu şekilde ele alınması gerektiğini belirteyim.
Toplumun her katmanında, ceza davaları görülürken, mağdur tarafın ayrıca talep etmesine gerek kalmadan maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi olağan hale gelmelidir. Yoksa, halkın “KAN PARASI” uygulamasının yani feodalizmin önüne geçilemeyecektir. Suçlu ne kadar hapis yatarsa yatsın, mağdur huzur bulmayacaktır.
Devlet, hukuk yoluyla hak talep edilmesini demokrasi olarak tarif ettiği müddetçe bu memlekete demokrasi uğramaz.
Gerçek demokrasilerde yurttaş hak talep etmez. Hak, yurttaşın kapısına kurdeleli paketlerde güle oynaya getirilip teslim edilir.
Orhan Veli’nin tazminat hakkı acaba teslim edilir mi?
Yoksa zaman aşımı mı denilir artık.
Herkes bilmelidir ki, temel insan haklarında zaman aşımı uygulanmaz.
Yaşamak, insanın temel hakkıdır.
‘Bir Garip Orhan Veli’ CD’sini yeniden dinlemenizi tavsiye ederim. Müşfik Kenter’in sesinden “Ben Orhan Veli” diye başlar, “36 yaşında öldü, öldüğü zaman cebinde 28 kuruş vardı” diye biter.
Tarihte bugün, Orhan Veli, Ankara Belediyesi’nin açtığı bir çukura düşüp ölmüştür.
Yorumlar