Sabah Programlarını Kurtaran Uzmanlar

Gecenin bir vakti TRT seyrettim. Tayfun Talipoğlu program yapıyor. Konu medya ve çocuk. Katılımcılar arasında sosyal bilimci ve iletişimci akademisyenler; Prof. Dr. Nilüfer Narlı, Prof. Dr. Aliye Mavili Aktaş, Yard. Doç. Dr. Esra Arsan var. Çocukla ilgili gerçekleştirilen, gerçek istismar öykülerinin didiklendiği, insanların gözlerine ve duygularına servis edildiği programlar üzerine fikirlerini beyan ettiler.

Diğer taraf ise bu programları yapan kişiler ve akademisyenleri. Kimler var; Prof. Dr. Arif Verimli, Prof. Dr. Şevki Sözen ve tabii ilgili programın yapımcısı ve sunucusu Müge Anlı.

Müge Anlı, yaptığı programlarda henüz faili belli olmayan olgularda bile mağdurun yakınlarını stüdyoya davet ederek onları konuşturuyor, olayı en ince ayrıntısına kadar anlattırıyor, kendi aklına uymayan kendi etiğine uymayan kısımlarda insanları avam şekilde azarlıyor, suçluyor, posta da koyuyor, özel hayatın gizliliği ilkesini hiç iplemiyor ve maalesef akademisyenlerin marifetiyle sanki polismiş gibi, savcıymış gibi insanları sorguya çekiyor.

Bu hanım insan azarlamayı seviyor, buna hakkı olduğunu sanıyor. Böyle tartışma programları (!) yapabilmek için aslında iyi ve doğru niteliklere sahip bir müzakereci hiç değil. Akademisyenleri de bağıra çağıra dize getirebileceği ve fikirlerini kabul ettirebileceğine dair yanlış fikir sahibi olmuş. Azarlamanın da bir istismar olduğunu birileri kulağına fısıldamalı.

Savunusu şu; bu programlar yapılacak ki istismarlar önlenebilsin, mağdur olanlar seslerini duyurabilsin, yardım alabilsin, neyin istismar olduğunu insanlar anlasın. Eğer bu suç ise de, konuşmaya devam edeceğiz bile dedi. Kendisi hukuk dalında yüksek lisans yapıyormuş. Hocalarına duyurulur, Müge Anlı suç işlemeye devam edeceğini söyleyen bir hukukçu olarak yetişiyor.

Yıllar önce Hüseyin Yarsuvat ile bir televizyon programında bireysel silahlanmayı tartışmıştık. Usta ve ünlü hukukçu bireysel silahlanmayı savunmuştu karşımda. Hukuk devletinde yurttaşın silahlanmasını savunan bir hukukçu olarak kendisini olsa olsa “western” bir filmin kahramanı olarak görebileceğimi ifade ettiğimde, tıpkı tartışma programına savunucu taraf olarak katılan Arif Verimli gibi sesini yükselterek, sindirme yöntemiyle haklılığını tescil etmeye kalkmıştı. Müge Anlı’nın tutumunu analiz ederken birden aklıma geldi.

Aslında bu tarz özel hayatın gizliliğini ayaklar altına alan programları yapmak suç ama RTÜK uyuyor. Programa katılanların rızası olabilirse de bu kişilerin suçladığı insanların, ortadan yok olan mağdurların hakları ne münasebet ihlal ediliyor.

Ben gerçek yaşam öykülerinin dosya üzerinde, kesinlikle isim ve mekan belirtmeden, ima bile edilmeden narrative bir üslupla program yapılmasına hiç karşı değilim. Gerçek yaşam öykülerinin sere serpe, üstelik mağdurun ve olası faillerin yakınlarının adı sanı verilerek ortaya dökülmesine, iki tarafın toplum önünde birbirlerine düşürülmesine sonuna kadar karşıyım. Ayrıca bu programların varlığı polisimize olan güvensizliği vurguladığı gerekçesi ile işlenen suçun ağırlaştığı kanaatindeyim.

Dünya, çocuk pornografisini ve fuhşunu önlemeye yemin etmişken, gerçek cinsel istismar öykülerinin porno sunumlara synopsis yapıldığı tespit etmişken, bu, medya eli ile istismara şiddet ile karşıyım. Yapanları kınıyor ve çocukları, mağdurları kendilerine meze yaptıklarına inanıyorum.

Programda sıklıkla ensest ilişkiden bahsedildiği için buradan bir örnek vermek uygun olur. Ensest, aile içinde çocuğa uygulanan cinsel taciz. Ve suç… Şimdi bunun nesini bu tarz formatlı programlarda öğreneceğiz. Ensestin nasıl uygulandığını mı?

Babam, annem uyuduktan sonra yanıma geliyordu, şöyle dokunuyordu, böyle elliyordu, tehdit etti söyleme diye, çok üzüldüm, kahroldum… Başka bir örnek olgu şöyle olabilir; Babam, annem evde yokken yanıma geliyordu, böyle dokunuyordu, şöyle elliyordu… Diğer bir örnek ise şöyle olabilir; Babam, annemi evden yolluyordu, böyle şöyle dokunuyordu, şöyle böyle elliyordu…

Eeee, sonra?

Bundan kim ne öğrendi? Çocuk belli yaşa geldi mi aileden uzaklaştırılmalı ki baba istismar etmesin çocuğunu! Bu nedenle kız çocuğun erken yaşta imam nikahı ile evlendirilmesi gereklidir! Bu, insanların genel muhakemesi haline gelebilir mi acaba?

Eğitim seviyesi çok düşük olan kitlenin televizyon programında uzmanlarca eğitildiklerini söylüyor Müge Anlı. Ne dediğini bilmiyor diyeceğim ama Prof. Dr. Arif Verimli ve Prof. Dr. Şevki Sözen’in de bu görüşte olduklarını duydu kulaklarım.

Suça maruz kalan ailelerin, 4.5 saat süren yayın esnasında uzmanlarca birebir (herkesin gözü önünde) tedavi edildikleri, kendilerine devletin uygulamadığı rehabilitasyonların uygulandığı ve hukuk danışmanlığı hizmeti verildiğini söylediler.

Bu etik mi? Hayır değil. Arif Hoca çok iyi bilir ki tedavi süreci özeldir, herkesin içinde yapılmaz. Kendisinin görevi olguyu çözmek, olguyu çözsün diye polise ışık tutmak ya da ailenin yaptığı hataları “on-air” yüzlerine vurmak değil. Bunun farkında ama bir neden ile dahil olmuş programa bir kere, o yüzden Müge Anlı’nın kabadayı (Başbakan modası) üslubu ile akademisyen arkadaşlarına azar üstüne azarda bulundu. Bugüne kadar saçmaladığını hiç duymamıştım Hoca’nın.

Efendim, insanlar istismarın ne olduğunu bilmiyorlarmış, bu programlar sayesinde öğrenmişler. Meşhur kargalarım bu işe güldüler…

Her baba ve anne ensestin suç olduğunu bilir ve bu yüzden ensest suçun doğası gereği gizlenir, gizlenmeye çalışılır. Aaa, bilmiyordum yeni öğrendim gibi bir şey hayal ediyor musunuz?

Çocuk açısından bakacak olursak, çocuklar ensestin istismar olduğunu bilmiyor ya da böyle bir durumda nasıl davranacaklarını bilmiyor olabilirler. Ama sabah programlarının hedef kitlesi olamazlar çünkü bu saatlerde okuldalar.

Peki, Prof. Dr. Şevki Sözen’e ne demeli? Kendisi çok saygın bir adli tıp uzmanı. Her istismarcı sapık değildir gibi bir lafı ediverdi kanlı canlı gözümüzün önünde. İkaz edilince de çevir kazı yanmasın şeklinde kendini sıyırmaya çalıştı ve açıkçası daha bir dibe battı, topluma yazık etti. Demek ki canlı yayınlarda uzmanlar yanlış söz edebiliyorlar. Dolayısıyla bu tarz programların uzman eşliğinde yapıldığı ve sırf bu nedenle doğru olduğu savunusu/efsanesi yanlıştır.

Cinsel istismarcılar sapıktırlar, hepsi öyledir. Dünya, sapıklığın hastalık olduğundan hareketle bu tarz suçları işleyenlere salt ceza vermek yerine hadım etme peşinde. Biz daha kaç fırın ekmek yiyeceğiz? Gerçekten bu programlarla hastaları eğitebileceğimize mi inanıyoruz. Hastalar tedavi mi edilmeli yoksa eğitilebilirler mi? Haydi bakalım biri cevaplasın.

Sözen Hoca, istismarcıların ille de sapık görünümlü olması gerekmediğini söylemek istiyorum dedi sonradan. Baltayı taşa vurdu. Sapık görünümü nasıl bir şey acaba? Düşünelim… Sapıkların ağzının suyu mu akar, gözleri şehvet ile mi bakar, mavi gömlek ve lacivert pantalon mu giyerler, vs. Bu niteliklere sahip herkesten kormalı ve çocuklarımızı korumalı mıyız?

Hoca şunu söylemek istedi eminim; cinsel istismar uygulayanlar hastadırlar ve bu kişiler her sosyo-ekonomik düzeyden olabilir. Ama tabii bunu söylerken de üsluba çok dikkat etmek gerekir çünkü günün sonunda çocuklar gereksiz yere ebeveynlerinden şüphe etmeye başlayabilirler, aile içinde gereksiz yere buzlar esebilir veya davranış bozukluğu bulunan çocuklar, baskıcı ve ihmalkar olduğuna inandıkları ailelerine karşı intikam hissi ile komplo hazırlamak için yeterli bilgiye sahip olurlar.

Programda duyduklarıma çok üzüldüm.

Evet, bu programların kolluk kuvvetlerine ve hukuka inançsızlık nedeni ile türeyebildiklerini anlıyorum ama çözümün bu şekilde olabileceğine inanmıyorum.

Müge Anlı, suçsa da konuşmaya devam edeceğiz dedi savunusunda ve bu biraz güdük kaldı. Evet, suç işleniyor bu programlarda ve RTÜK gözleri kapalı dinliyor. Suçu bir tarafa bırakalım, yanlış yapılıyor gerçeğine verecek cevapları yok. Anlı’nın kendi programını savunmak adına, uzmanlar sabah programında yanlış söylüyor da akşam programlarında konuşunca mı doğru oluyor söylemine ise gecenin bir yarısında gülmeden edemedim.

Sayın Anlı ve uzmanları, suç ya da değil, doğru ya da değil müzakeresi yaparken şunu hiç unutmamanızı dilerdim. Yanlış olan formattır, konuyu konuşmak değil.

Eğer konu edeceğim diye kanlı canlı bedava aktörler eşliğinde insanların türlü hallerini gözler önüne seriyorsanız, bu büyük bir hatadır. Rızalarının olması fark etmez. Ne dediğimin anlaşılır olması için ötenazinin yasak olduğunu, intiharın suç olduğunu belirtmek yeterli olur.

Bu programlarda kendilerini mağdur gösterenlerin aylar sonra aslında fail olduklarını öğrendiğimiz hiç olmuyor mu? Ya da fail sandıklarımızın aslında suçsuz olduklarını aylar sonra öğrenebiliyoruz. Peki, ya varsayılan gerçeği seyredip de kanaat oluşturan seyirci, gerçeğin ortaya çıktığı programı kaçırırsa/izlemezse, kime yazık oluyor?

Sayın Hocam Verimli, ortada olmayan, sadece telefon ile stüdyoya bağlanmış kişilerin profillerini analiz etmek, buradan hareketle insanlar hakkında varsayımlarda bulunmak sakıncalı değil mi? Bunlar hakkında fikir yürütmek uzman açısından etik mi?

Sayın Sözen, akademik toplantıların sonuçlarını toplum ile paylaşamıyorsanız, toplumu bilinçlendiremiyorsanız, bu kimin suçu ve canlı canlı insanların özel hayatının gizliliğini feda ederek bunu yapmak etik mi? Gerçekten düşünebildiğiniz tek yol bu mu? Bunca senedir çocuk yararına yaptıklarınızı inkar etmenizi anlayamadım ama ben sizi hep takdir etmişimdir.

Sayın Anlı, kaş yaparken göz çıkardığınızın farkında olduğunuzu ancak, bundan bir iletişimci olarak vazgeçmeyeceğinizi, dayatmacı ve agresif ses tonunuzdan anladım ve hukukçu yönünüzün ağır basacağı günleri hevesle bekliyorum.

Gerçek olgular üzerinde pratik yapmayı ve bunları insanların kulağına küpe yapma yöntemini kınıyorum. Toplumu bilinçlendirmek adına yapıldığı söylenen bu programları ve yazılan yazıları insanların eğlence veya dram niyetine seyrettiğini ve okuduğunu biliyor muydunuz? 


http://www.kanaldhaber.com.tr/HaberDetay.aspx?haberid=55864&catid=32

Yorumlar