Bilinen adıyla, Ergenekon Davası, ihtilaf yönetimi açısından ders olarak okutulabilecek kıymetli bir olgudur. Dava içeriği ve sanıkları ile ilgili yazma konusunda yeterli bilgi birikimine sahip değilim. O yüzden, her önüne gelen gibi yazıp sonradan rezil olmak istemem. Yazsaydım, medyadan takip ettiğim ve iddianamede okuduklarım kadarıyla -ki çoğu yazarın okuduğunu sanmam, ihtilaf yönetimi açısından, Şüpheli Hakları, Suç İsnat Etme, Hukukun Üstünlüğü, Şüpheli Yakınlarının Toplum İle İhtilafı, Basın Özgürlüğü de Nereye Kadar, Atanmışlar da Seçilmiştir gibi başlıklarla yazılar yazabilirdim.
Bu ihtilaf konularını yine yazarım ama Ergenekon kapsamında değil. Konuyla ilgili bilgi kirliliği var nasılsa. Katkıda bulunmam gerekmez ve zaten konu sadece adıyla toplumu fikir düzeyinde böldü bile.
Bu yazıda ise bir paradoksa işaret etmek istiyorum.
Paradoks; birlikte gerçekleşmesi beklenmeyen iki olgunun aynı anda ortaya çıkması anlamında kullanılan bir kelime. En klasik yabancı örneği, Socrates’in “Bildiğim bir şey varsa, hiçbir şey bilmediğimdir” sözüdür. En klasik, en eğlenceli yerli örneği ise, “Hemşerim, memleket neresi?” sorusudur.
Bu tanımı yaptım ve örnekledim ki “çifte standart” kavramı ile karıştırılmasın, basitleştirilmesin.
Herkese suç isnat edilebilir. Bunun yolu yöntemi kanunlarımızda mevcuttur. Topu taca atmamak için ise birisine suç isnat ederken mutlaka somut hukuksal delillerin varlığından emin olunması gerekir.
Nazım Hikmet Ran, bu memlekette 1925 yılından itibaren 11 kez yargılanmış ve hüküm giymiştir. 1938 yılında, yazdığı eserlerle ‘orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı’ gerekçesiyle 28 yıl 4 aylık hapis cezası almıştır. Kendisi sıkı bir muhaliftir. Fikir adamıdır. Kanaatimce çok duygusaldır.
Nazım’ın en sevdiğim dizesi; “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine”.
Bundan sıkı muhalefet, bundan sıkı bir duygusal anlatım olabilir mi?
Günümüzde yaşasaydı, Nazım hüküm giymezdi diye düşünebilir miyiz? Yurttaşlığı iade edildi ya… Sorgulayan aklıma geliverdi.
Şu şiirini hatırlayalım ve ona göre karar verelim;
Çocuklarımıza Nasihat
… Ve din dersleri hocasının resmini yapan kurşun kaleminle yık
Mızraklı İlmihalin yeşil sarıklı iskeletini..
Sen kendi cennetini
Kara toprağın üstünde kur. …
Bu şiir, günümüzde İslami kesimden hala tepki almakta olan bir şiirdir.
O nedenle, Nazım Hikmet bu şiirini 2009’da halka arz etmiş olsaydı, acaba Ergenekon kapsamında ifadesine başvurulur, izlemeye alınır, dinlenir miydi yoksa alkışlanır ve yurttaşlıktan çıkarılmaz mıydı diye sormak ihtiyacı hissediyorum.
Yaşadığım paradoksu anladınız mı?
Yorumlar