Orta Eğitimde Nişanlı Çocuklar İhtilafı

Acaba kaç veli Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Lise ve Orta Okullar Yönetmeliğini okumuştur? Bu sorunun ardından aklıma hemen şu sorular geliyor; “Acaba kaç eğitimci bu Yönetmeliği okumuştur?”, “Acaba kaç çocuk hakları uzmanı bu yönetmeliği okumuştur?”.

Sayımızın az olduğunu söylemek haksız bir tespit olmayacaktır. Okuyanlar arasından kaç kişinin okuduğunu anladığından da pek emin değilim.

MEB, iyi niyetle (!) Yönetmeliğin 153. Maddesinde değişiklik yaptı ve yeni bir ihtilafa yol açtı. Bu, yeni bir ihtilaf değil. Madde, evli ve nişanlı olanların örgün orta ve lise eğitimine alınmamaları, öğrenciyken nişanlanmaları veya evlenmeleri durumunda okul ile ilişiklerinin kesilmesini hükme bağlıyor.

Bu aslında çok lüzumsuz bir madde ama MEB’in uygulamaları hep kafaları karıştırmıştır zaten.

MEB, bu maddeden “nişanlı” kelimesini çıkarttığını açıkladı. Gerekçe olarak da okuldaki çocuğun nişanlandığını duysalar bile ispat etmekte zorlandıkları ve bu nedenle çocuk hakkında zaten işlem yapılamadığını beyan etti.

Bundan böyle sadece evli olanlar okula alınmayacak veya öğrenciyken evlenenlerin okulla ilişiği kesilecek.

Bazı psikiyatri, hukuk ve adli tıp uzmanları, MEB’in Yönetmelikte yaptığı bu değişikliğin çocuk yararına olmadığını, özellikle kız çocukların okullaşmasını engelleyici olacağını beyan ettiler. Nişanlılıkta bir resmiyet olmadığı için Yönetmelikte yer almasının saçma olduğunu, evli veya nişanlı çocukların da okuma hakkı bulunduğunu söyleyenler de mevcut.

Yönetmelikte yapılan bu değişikliğin gerekçesi ne kadar saçmaysa çocuk adına savunu yapan uzmanların görüşleri de gerçekten bir o kadar kafa karıştırıcı.

Konu medyada yer aldığına ve tarafları olduğuna göre bir ihtilaflı durum mevcut. O zaman, gelin ezberi bozalım, ihtilafı yönetelim ve görelim bakalım gerçek durum nedir, eldekilerle uzlaşmaya varılır mı.

Öncelikle belirtmek lazım ki temel eğitim 8 yıla çıkarıldığından beri “Lise ve Ortaokullar Yönetmeliği”nin adı değersizleşmiştir çünkü Yönetmeliğin tarafları değişmiştir. 27 Ağustos 2003’de Resmi Gazetede yayınlanan MEB İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin tarafları MEB ile 31 Aralık tarihinde 72 ayı doldurmuş (6 yaşı bitirmiş) ve temel öğrenim çağı dışına çıkan çocuklar olarak ilan edilmiştir. Temel öğrenim çağının alt sınırı 6 yaş olarak açıkça belirtilmiş ve üst sınırı da bu durumda şöyle hesaplanır: 6 yaş + 8 yıl eğitim + 2 yıllık uzatma süresi = 16 yaşı bitirmiş çocuk. İki yıllık uzatma süresine gerek olmayan çocuklar açısından ise normalde ilköğretim 14 yaşın dolmasıyla bitmektedir.

Bu arada, İlköğretim Kurumları Yönetmeliğine göre hizmet alacak öğrencilerin bu Yönetmeliliğin 4. Maddesinde yapılan tanımlarda kavram olarak belirtilmediğine dikkat çekmek gerekir. Oysaki tanımlar kısmında tek tek eğitimci, öğrenci ürün dosyası, veli, Bakan gibi kavramlarının ve tarafların tanımları yapılmıştır. Hizmeti alan olarak çocuğun burada tanımlanmamış olması toplumun diğer kesimleri gibi MEB’in de öğrenciyi birey olarak kabul etmediği anlamına gelmektedir. MEB kendisini öğrenciye karşı değil velisine karşı sorumlu hissetmektedir.

İhtilaf yönetimi süreci içerisinde MEB’in müzakerecisi buna, MEB bilerek ve çocuk yararına velisini sorumlu tutmuştur olarak cevaplayacaktır. Ben de çocuk adına müzakere ediyorsam, bu yaklaşıma, MEB’in bu tutumu ile çocuk, hizmeti bizzat alan konumundan dolaylı hizmet alan konumuna düşürülmüştür diye karşılarım.  

Önce yeni eğitim sistemimize göre lise kavramını tanımlayalım ve esas ihtilaf konumuza devam edelim;

Lise, Türkiye eğitim sistemine göre, sekiz yıllık ilköğretimini (eski sistemdeki üç yıllık ortaokulu) bitirmiş olan öğrencileri, en az dört yıllık bir eğitimle hayata veya yükseköğretime hazırlayan ortaöğretim kurumudur.
Böylece, adına muhalif olduğumuz “Lise ve Ortaokullar Yönetmeliği”nin (Yönetmelik) tarafları (hizmet alanları) kısıtlanmıştır. Yönetmeliğin yeni adı ‘Ortaokullar Yönetmeliği’ olmalıdır ve maddelerindeki ortaokullar ve lise kavramlarının ayrı ayrı kullanılmalarının önüne geçilmelidir. Örneğin yazının konusu olan nişanlı veya evli çocukların okulla ilişkilerinin kesilmesi ihtilafının tarafını belirlerken Yönetmeliğin ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin maddeleri arasında çokça dans etmeniz gereklidir.
Sizin adınıza bu dansı yapmış olayım ve buna istinaden ihtilafın taraflarını doğrudan bildireyim. Yeni eğitim sistemimize göre, nişanlı veya evli çocukların ortaöğrenimden hizmet alıp almaması meselesinin ilgilileri MEB ve 14 yaş çocuklar ile 23 yaş gençler arası yurttaşlardır.

Tarafları nihayet belirledikten sonra çocuk adına müzakere etmeye başlayalım MEB ile.

Kanunlarımıza göre çocuklar en erken 16 yaşı bitirdiklerinde mahkeme kararı ile evlilik yapabiliyorlar. Normal koşullarda evlilik alt yaş sınırı 17 yaş bitince. Kısa not olarak arada belirtmekte fayda var, evlilik, yaşa bakmaksızın çocuğu ergin kılıyor.

Normal koşullarda 14 yaşında ortaöğrenime başlayıp da süresinde yani 17 yaşını tamamladığında diploma alanlar açısından bu yaşlarda evlilik kanunen söz konusu olmadığından bu yaş grubu açısından Yönetmeliğin ihtilafı kapsamında konuşulacak bir durum yok.

Tüm bunların ışığında 14-18 yaş arası nişan yapan ya da resmi nikah zaten mümkün olmadığı için dini nikah yapanların velileri hakkında Ortaöğrenim kurumlarının başındaki müdürlerce suç duyurusunda bulunulması, Valiliğe doğrudan bildirilmesi zorunludur. Eğitimciler açısından çocuk yaşta yapılan nişanda ve dini nikahta ispatta zorlanılması söz konusu olabilirse de şüpheli durum bile savcılığa bildirilmeli ve gerçek durum savcılık tarafından soruşturularak sonuca bağlanmalıdır. Bu yaş grubu için Yönetmelik bu şekilde düzenlenmeli ve eğitimciler ile velilere bu süreç hakkında bilgi verilmelidir. Her okula kaydı yapılan öğrencinin velisine konuyu aktaran bir broşür verilmesi uygun olacaktır.

MEB’in müzakerecisi buna Yönetmelikteki “nişan” kelimesi kaldırılarak çocukların ailelerinin rızasıyla flört ettikleri savıyla yaklaşabilir. Burada günlük yaşamı din ağırlıklı kurallar ile yaşayan kesimin duruşunun ön plana çıktığı hissedilmektedir. Ancak, bazı psikiyatristlerin ve hukukçuların da iddialarının aksine nişanlılıkta bir resmiyet mevcuttur çünkü hukukumuzda nişanlılıkta tarafların birbirlerine verdikleri hediyelerin nişanın bozulmasıyla karşı tarafa iadesi ile ilgili düzenleme mevcuttur. Dolayısıyla, nişanlılığın alt yaş sınırı kanunlarda açıkça yer almamakla birlikte bir evlilik süreci olması nedeniyle evlilik alt yaş sınırı ile bir olarak ele alınan olgu durumunda işlem görülmelidir.

Eğer MEB, Yönetmelikte yaptığı değişiklik ile 18 yaş altı çocukların nişanlanmasını serbest bıraktığını umuyorsa, zaten yanlış düşünmektedir. Eğer çocuk uzmanları bu değişiklik ile çocuğun okul dışında kalacağını düşünüyorlarsa, erken yaşta evliliğin teşvik edildiğini savunuyorlarsa onlar da yanlış düşünmektedirler. 18 yaş altı çocukların evlilik yapması kanunen mümkün değildir ve bu hüküm yönetmeliklerle değiştirilemez.

Durum 18-23 yaş arası gençler açısından ise farklı. Yasalarda bu yaş grubunun nişanlanmasına ve evliliğine karşı bir düzenleme yok. Gençler nişanlanmakta ve evlilik yapmakta serbestler, hakları var. Diğer taraftan örgün eğitim yapan Ortaöğretim kurumlarından da hizmet alma hakları da var. Bir diğer taraftan, bu yaş grubu evli gençlerin çocuklara kötü model olması gibi de bir durum yok çünkü hukuken ve sağlık açısından evlilik yapmalarında her hangi bir sakınca yok.

Hal böyleyken, her hangi bir gerekçe ile MEB’in örgün eğitimde evliliğe kısıtlama getirmesi de mümkün ve getirilmiş. Açıkçası bu yaş evli gençlerin eğitimden geri kalması da söz konusu değil çünkü yaygın eğitim sistemi mevcut.

Sonuç itibarıyla; MEB’in Yönetmelikten ”nişan” kelimesini çıkartmış olması, çocuk (0-18 yaş) aleyhine bir düzenleme değildir. Niyetler olabilir ama hukuken zaten mümkün bir durum değildir. Bununla birlikte uygulamacı elemanların yani psikologların, hukukçuların ve özellikle eğitimcilerin konuya azami vakıf olmaları ve zihniyet olarak da çocuğun nişanlanmasında suç unsuru bulunduğuna dair bilinçlenmiş olmalarının önemi büyüktür.

MEB’in yaptığı Yönetmelik değişikliği ile ilgili aman aman feryat edilecek bir durum yok ama MEB’in nişanlanmayı orta eğitim çağındaki çocuklara serbest bıraktığına dair Yönetmelik hükmü uygulamacılar tarafından yanlış algılanmamalı. Nişanlanma bir evlilik süreci olması nedeniyle hükmen alt yaş sınırına sahipse de kanunda açıkça belirtilmemiş olmasını fırsat bilmek kanuna karşı hile yapmak anlamına gelir.

MEB’in bunu çok iyi bilmesi ve taraflara (hizmet alanlara) çok iyi öğretmesi, Birleşmiş Milletler’in Çocuk Hakları Sözleşmesinin 42. Maddesine göre görevidir. Bu görevini yerine getirmezse, ne olur? Birleşmiş Milletler’e verilecek periyodik alternatif ülke raporunda hakkındaki olumsuzluk itinayla raporlanır.


http://www.kanaldhaber.com.tr/HaberDetay.aspx?haberid=39899&catid=32

Yorumlar