Okullarda İhtilaf Var

Michael Moore’un uluslararası başarı kazanan Bowling for Columbine belgesel filminin üzerinden çok zaman geçmedi ki okullarda silahlı şiddet olayları peşpeşe gündeme düştü. Bu olayların münferit olduğu ve Allaha çok şükür ülkemizde yaşanma olasılığının düşük olduğu, zaten yıl içinde okullarda meydana gelen şiddet olaylarını okul ve öğrenci sayısı ile oranlarsak Türkiye’de okullarda şiddetten bahsedilemeyeceği şeklinde veriye dayalı (!) devlet görüşüne rağmen, Prof. Dr. Oğuz Polat, okullarımızda şiddet olaylarının tırmanacağından dem vurmuş, akranlar arası şiddeti mutlaka gündeme almamız gerektiğini ifade etmişti.

2004 yılında Açık Radyo’da yaptığı bir programda kendisiyle Bireysel Silahlanmayı da konuşmuştuk. Bu sohbetin ses kayıt çözümünü www.0-18.org sayfasında bulabilirsiniz. O zaman neler konuşmuşuz ve şimdi nerelere gelmişiz? Bir tüyo vereyim, öngörüler doğru çıkıyor. Mutlaka tedbir alınması gerekiyor.

Bireysel silahlanma ve okullarda silahlı şiddet konularıyla ilgili çalışan az sayıda uzman mevcut. 2003’de Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Komisyonuna hazırlanan ülke alternatif raporları arasında Türkiye’nin de raporu var. Raporu hazırlarken çoğu ülkeden daha iyi konumda olduğumuzu düşünmüş ancak, bireysel silahsızlanma konusunda hiçbir çalışma yapılmadığı hatta bunun bir halk sağlığı problemimiz olduğunun toplumun bütün katmanlarında bilinmediğini farketmiş ve telaşlanmıştım. Ayak seslerini duyuyor fakat henüz ciddiye almıyoruz.

Şimdi 2009 yılındayız. Marmara Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Polat ile yeniden konuyu konuştuk ve geçtiğimiz hafta Almanya’da yaşanan katliamın nedenlerine baktık. Önce size katliamı gerçekleştiren 17 yaşındaki Tim Kretschmer’in profilini fotoğraflamak istiyorum.

Prof. Polat’a göre; Tim, meziyetleriyle öne çıkmayan sıradan öğrencilerden biri olarak biliniyor. Çok sayıda akranının, eğitimcinin ve yoldan geçenin ölümünden ve onlarcasının yaralanmasından sorumlu Tim, geçtiğimiz yaz Albertville okulundan ayrılmış ve çıraklık eğitimine yazılmış. Başarılarıyla öne çıkabilen bir öğrenci değil. Okulda dikkat çekmeden gizlenebilmiş bir psikopat ya da okulda dikkat edilmesi gerekli içine kapanık sıradan bir genç. Kendi halinde çocuğu kendi halinde bırakmış eğitimciler ve arkadaşları.

Yerelde, sevilen orta sınıf bir ailenin çocuğu olan Tim’in eğitimcileri, anti-sosyal, silik bir kişilik olarak kabul ettikleri genç hakkında o kadar dikkat çekmezdi ki bu gaddarlığından sonra kendisinde kişilik bölünmesi mevcut olmalı yorumu da yaptılar. Diğer spekülatif görüşler ise çocuğun kızlarla sosyalleşemediği, bunun için psikolojik tedavi gördüğü, tedaviyi bıraktığı veya babasının Almanya’da çok yaygın olan atıcılık sporunda (!) faal bir kişi olduğu ve evde silah bulundurduğu gerekçesiyle kötü model olduğu şeklinde.

Arkadaşlarıyla okul dışında ağaçlık arazide atış talimleri yaptığı, babasıyla yerel bir spor klubü olarak faaliyet gösteren poligonda sık sık atış yaptığı ve başarılı bir atışcı olduğu biliniyor. Tim aynı zamanda başarılı bir masa tenisi oyuncusu ve korku filmleri meraklısı bir kasaba genci. Tim’in bu sportif başarıları (!) bile ön plana çıkamamış. Tim farklı alanlara yönlendirilmemiş, Tim’e fırsat verilmemiş.

Aslında çocuk ilgi beklediğinin son sinyallerini bir gün önce arkadaşına yolladığı e-posta ile ifade etmiş ve yardım çağrısında bulunmuş ancak, her zamanki gibi Tim’i arkadaşı bile ciddiye almamış.

Burada özetlemek gerekirse, Almanya’da son on yıl içinde üç okul katliamı yaşandı. İlki 2002 yılında yaşanan Erfurt katliamı. 19 yaşında bir genç 16 kişiyi öldürdü. 2006’da ise 18 yaşında bir genç patlayıcılarla okula girdi ve 37 eğitimci ve öğrenciyi yaraladı. Dikkatimi çeken, geçmiş katliamlardaki suçlu profili ile Polat’ın çizdiği Tim’in profilinin aynı olduğu; “Genç, erkek, kırsalda yaşıyor, orta sınıf aile çocuğu. Sınıf arkadaşları tarafından sessiz biri olarak tanımlanıyor. Eğitimcilere göre ise sıradan bir öğrenci. Okuldan ayrılmış. Okulunda güzel anıları yok, okul hayatını sevmiyor. Silaha ulaşımı kolay ve atış talimleri yapıyor. Masa tenisi ve şiddet içeren bilgisayar oyunları oynamayı, korku filmleri seyretmeyi seviyor. Yani giyinip kuşanıp şok edici eylemini gerçekleştirene kadar tipik bir genç.”

Peki, yanlış giden nedir diye sordum?

Prof. Dr. Oğuz Polat’ın cevabı çok düşündürücü. Polat’a göre, Tim’in silaha kolay ulaşımına vesile olan babasının sorgulanması kadar Alman okullarındaki mevcut durumun da sorgulanması gerekiyor. Baba bir atıcılık klübüne üye ancak, Almanya’da atıcılık klüpleri çok popüler. Yani baba tek model değil. Silah, özellikle kırsalda kanıksanmış. Babanın silah koleksiyonunu pul koleksiyonu gibi açıkta saklamış olması büyük talihsizlik.

Gerçekten Almanya’nın Amerika’dan sonra en çok okul katliamı görülen yer olduğunu hatırlatırım.

Ancak, Prof. Polat, eğitim sistemini irdelemekte büyük fayda görüyor. Alman devlet okullarının geleneksel, hiyerarşik yapısının günümüz gençlerine hitap etmekten yoksun olduğunu, eğitimcilerin yaşlı ve aynı zamanda sosyal ve psikolojik eğitimlerinin olmadığını vurguluyor. Burada bir araştırmanın bulgusu olarak Berlin’de çocuğa hizmet sunan eğitimcilerin yaş ortalamasının 54 olduğunu belirtiyor.

Mevcut yaşam koşulları ve gelecek kaygısı içinde bulunan öğrenciler arasındaki zorlu rekabet ortamına dikkat çeken Polat, öğencinin değerlendirilmesinde salt performansa bakıldığını ve bunun çok sığ bir değerlendirme sistemi olduğunu ifade ediyor.

Araştırmalara göre Almanya, Avrupa’da en düşük sosyal hareketliliğin yaşandığı ülke. Okulda başarısız olunursa, toplumda elde edeceğiniz başarının seviyesi çok düşük.Son on yılda -iş gücü pazarında dayatılan kötü reformlar ve sosyal güvencelerdeki kesintiler sonrasında- gençlerin üzerindeki sosyal baskılar arttı. (Sabine Rennefanz, The Guardian)

Bizde durum nedir diye sormak gerekli artık.

Prof. Dr. Oğuz Polat ile 2008 yılında gerçekleştirdiğimiz “Okullarda Akranlar Arası Şiddet” konulu araştırmanın bulgularından bazılarını paylaşmakta fayda var.

Araştırmanın 11-21 yaş arasında, okullu 1.484 örneklemle gerçekleştirildiğini belirten Polat, bulgulardan korkmamız gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Oğuz Polat tespitleri şöyle sıralıyor;

Çocukların %42’si okul arkadaşlarıyla ilişkisinde kaba kuvvete başvuruyor. Bu oran, çocukların okul dışı arkadaşlarına yönelik davranışlarında %30’a düşüyor. Bu durumda, çocuklar üzerindeki ebeveyn kontrolünün, okuldaki kontrolden daha etkin olduğu ortaya çıkıyor.

Çocukların %32’si arkadaşlarının bilerek ve isteyerek eşyalarına zarar verdiğinden yakınıyor.

%17 oranında çocuk, kendini ruhsal olarak zayıf hissettiğinde etrafındaki insanların bunu anlamaması için kendisini kabadayı gibi gösterdiğini ifade ediyor. Çocukların %19’u arkadaşına sadece kendisinden hoşlanmadığı için kaba kuvvet uyguladığını söylüyor.
      
Araştırmanın sonucuna göre, %81 oranında çocuğun arkadaşı için kavga ettiğini, %59’unun ise kız arkadaşı için kavga ettiğini belirten Polat, bu tespitin ardından geçtiğimiz günlerde sevgilisini öldürerek taşımak için parçalara ayıran gencin olayına da atıfta bulunuyor.

Çocukların %27’si, arkadaşlar arasında kavga çıkmasında televizyon programlarının etkili olmadığını düşünüyor. Arkadaşlarında çakı, bıçak gibi kesici aletlerlerin bulunduğunu belirten çocuklar ise %46 oranında.

Bu tespitlerin ciddi anlamlarla dolu olduğunu ve sanılanın aksine okullarımızın çok da güvenlikli alanlar olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Oğuz Polat, çocukların birbirleriyle alay etmelerinin bile mağdur çocuk açısından okul başarısının düşebileceğine ve çocuğun öz güveninin kaybolacağına, çocuğu suça sürükleyebileceğine işaret ediyor.

Gerçekten çocukların okullarda ihtilaflar yaşadıkları bir gerçek. Polat’ın ifade ettiği araştırmamız sonuçları da ortadayken bugün Almanya yarın biz diye ürkmeden edemiyor insan.

Tim’in tariflenen profilinden aklımda kalan en çarpıcı tespit ise çocuğun okula gitmekten zevk almamış ve eğitimcilerin de bunu fark etmemiş olduğu.

Bu olguda ciddi bir motiv var. Vay cani Tim şeklinde yaklaşmak yerine Tim’in nasıl olup da hem eğitimciler hem de akranları tarafından sosyal dışlandığını anlayabilmek çok önemli.

Türkiye’deki sistemin de not odaklı olduğunu ve çocukların sosyal gelişimlerinin, sosyal içerimlerinin okullarda başarılamadığını hatırlatmakta ve çocuklarımız için korkmakta fayda görüyorum.

Sayın Prof. Dr. Oğuz Polat’a söyleşisi için teşekkürlerimi sunarım.

Yorumlar