Noel Baba İle Mevlana İhtilafı

Biz bize benzeriz…
Bizden olmayanı sevmeyiz.

Bu tutum maalesef en üst katmanından en geniş alt katmanına kadar toplumda aynen böyledir. Bu anlamda aydınımız ile ilkelimiz (!) -hiç değilse ilkel bırakılanımız demekte fayda var- arasında hiçbir ayrım yapamayacağım.

Yıl İ.S. 245, Anadolu’dayız. Anadolu’nun Patara kentindeyiz. St.Nicholas henüz bir yeni doğan. Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Günümüzün çocuk hakları temel ilkelerine uygun olarak yetiştirildi. Neymiş bu ilkeler bu vesile ile sayalım; çocuğun, yaşama, gelişme, korunma ve katılım hakları.

St.Nicholas, günümüzde tadına doyamadığımız, yıldızların yeryüzüne en yakın olduğu yer diye bildiğimiz, üzerimize yapışan kumlarından büyük keyif aldığımız Patara’da doğdu, çok iyi büyütüldü ve İ.S. 326 yılında yine burada öldü.

Demre piskoposu diye de anılan sevgili Noel Baba’dan bahsediyoruz, tabii siz bunu çoktan anladınız. Neden sevgili? Çünkü yaşadığı dönemde gerçekleştirdiği sosyal çalışmalarla halkın sorunlarına çözümler üretmiş, kendini halkına adamış bir Aziz, bir din adamı. Denizcilerin ve çocukların değerlisi. İşte o yüzden benim için de sevgili ve bir o kadar da kıymetli bir insan.

Diğer taraftan inanılmaz bir turizm potansiyeli. Bu potansiyeli değerlendiremediğimiz aşikar. Topyekun organizasyon ve iletişim bozukluğu içerisinde olduğumuzdan mıdır yoksa değerlerimizin çok çabuk erozyona uğrayacağına olan inançsız inançlardan mıdır artık siz takdir ediniz.

Noel Baba dünyada da çok kıymetli. O kadar kıymetli ki Anadolu yerine Kuzey Kutbu’nda yaşadığı bile söylenmekte. Yani dünyada Noel Baba paylaşılamamakta.

Biz şanslıyız, bizim bir de Mevlana’mız var. Gerçi o, Anadolu doğumlu değil, Afganistan doğumlu. Doğumu, İ.S. 1207. Anadolu’ya, o zamanda Anadolu’ya Diyar-ı Rum denilmekteydi, gelişi daha sonradır. Bizim kıymetlimizdir, değil mi ki “Kim olursan ol gel” demiştir.

Mevlana her kesimce değerli bulunmuş ve çok geniş kitlelere hitap etmiş, düstur olmuştur.

Buraya kadar çok yüzeysel tarih tamam da aralarındaki ihtilaf nereden çıktı diyeceksiniz. Onların arasında her hangi bir ihtilaf olmazdı eminim. Karşılıklı sohbet ettiklerini hayal etmek benim için güç değil. Aklımda barış var, onlar da barış insanları… İhtilaf ise günümüzde her yılbaşı yaşanmakta…

Batı ritüellerine yenilecek miyiz? Tüketime itildiğimizi anlayamayacak kadar geri zekalı mıyız, nam-ı diğer haliyle kapitalizme oyuncak mı olacağız? Hıristiyanlık Müslümanlığa karşı içten içe savaş veriyor, vs…

Anadolu’nun iki kıymeti üzerinde bu şekilde mukayeseler yapıp, onların hümanist taraflarını kendi “biz bize benzeriz”lerimize alet edeceksek vay halimize değil mi? Tükürdüğünü yalamak gibi bir şey bu. Bu tutum, Mevlana’ya ihanet etmek, St. Nicholas’ı her şeyden önce iyi bir insan olduğu için yargılamak demek. Dini, ayrımcılığın zemini olarak kullanmak demek.

Eh, hani “Kim olursan ol gel”di. Gel ama bulaşma, eteğimin dibinde dur, bize benze mi? Karşıyım…

Noel Baba sembolünü dini ritüel olarak algılayanlarla ciddi ihtilaf içerisindeyim. Daha da ileri gidip şunu söyleyeyim; bu yılbaşı iyi yıllar dilediğim bazı insanların gözlerinde cevap yerine alevler gördüm. Kızdıklarını hissettim, öfkelerinin farkına vardım. Nedir bu diye itiraz ettiklerim arasında Gazze’den bahsedenler oldu.

Samimi bulmadım onları. Noel Baba öfkesi içerisindeydiler. Uzlaşmaya hiç niyetleri yok. Mevlana insanları bunlar ama Noel Baba isen gelme düsturu içindeler.

Oysa, çocuklarımızın Gazze’den sıyırıp bir gün bile olsa barış ortamını hissetmeye ihtiyaçları var. Ama Noel Baba ama başka bir baba sembolüyle.

Vakti zamanında 1980’li yıllardan birinde, bu memleket Noel Baba pulları bastırmıştı. Toplumsal barış ve sosyal yardımlaşma duygularıyla.

Heyecanını yitirmiş aydınımız ve mahalle baskısı ise St.Nicholas ile Mevlana’nın arasında ihtilaf yaratmak peşindeler.

Yeni yıl hepimize kutlu olsun…

Yorumlar