Geçtiğimiz yıllardan birinde bir eğitim için gittiğimiz Urfa’dan Halfeti’ye geçerken biri diğerine sordu, “terörü nasıl yok ederiz?”. Eğitim, asker, demokratik haklar, yurttaşlık… Sıra bana geldi ve cevabım çok kısa oldu, “feodal yapıyı yok etmek gerek, bölge insanı silahsızlandırılabilmeli”.
Cevabım pek rağbet görmedi doğal olarak. PKK ile daha etkin savaşım, bölge halkının eğitilmesi, iş, aş, hizmetlere eşit ve kolay ulaşım dememiştim, ezberi bozmuştum. Nidalardan saçmaladığımı düşündüklerini de anlamıştım…
Türkiye Cumhuriyeti’nde feodal yapı ne demekti? Sonuçta, burası bir cumhuriyet değil mi?
Gel zaman git zaman, Mardin katliamı artık tarih olmuş bu anımı yine canlandırdı.
Gerçekten ihtilafın en büyüğü, bir cumhuriyetin içerisinde feodal yapılanmanın mevcut olmasından ve tanınmasından kaynaklanıyor. Yapı mevcut, kimse itiraz edemez. En yakın somut örneği Mardin’de gözümüze sokuldu. Ama bu yapının ‘tanınması’ meselesi nedir?
Şudur; bu memleketin politikacıları ya da politikaya soyunanları, dönem dönem, sıklıkla seçim önceleri ve yeni partiler kurulduğunda yandaş aranırken aşiret reislerinin ellerini sıkarlar. Bu çok kolay bir yöntemdir. Onca insana yönelik propaganda yapmak hem keyifsiz ve zor hem de partiye maliyetlidir. Aşiret reisinin elini sıkarsın, insanlarının oylarını kaparsın.
El sıkma, iş yaşamında centilmenlik anlaşması olarak, hukukta şifai akit (sözlü anlaşma) olarak geçer. Anlaşmalarda tarafların birbirlerinden menfaatleri vardır ve görüştükleri belli koşullarda anlaşılmıştır, el sıkışılır.
Doğu’da ve Güneydoğu’da sınır kaçakçılığının adı neden sınır ticaretidir sanıyorsunuz. Gidin bakın, dükkanların camlarında aleni ‘kaçak sigara bulunur’ yazar. Otellerin açık büfe kahvaltılarında konuklara iki çeşit çay sunulur. Elektrikli çay güğümlerinin üzerine aleni etiketler konulur; ‘normal çay’ ve ‘kaçak çay’.
Benzin istasyonlarında yabancı plakalı TIR’lar park ederler ve kasalarından benzin almak için duran otobüs yolcularına kaçak mallar satılır.
Yöre insanı Gürbulak sınır kapısından her gün karşı tarafa geçer ve geri döner. Bu onun işidir. Her seferinde yanında karton sigara, puro, çay getirir. Bu onun duty free den alışveriş yapma hakkıdır! Kartonu 15TL’ye alır, Türkiye’de 40TL’ye satıverir. Bu en masum (!) kaçakçılık şeklidir ve aşiretlere iyi para da bırakır. Bu basit kaçakçılığı yaparak ciddi para kazanan adama fabrika kursanız gidip günde dokuz saat çalışmaz. Doğu’da istihdam yaratılarak sorun çözülür söylemi acemilere uygundur.
PKK bile buradan para kazanır. Ticari ortaklık vardır. El sıkışılmıştır bir şekilde…
Buna müsaade ediyorsanız, reislerin elini sıkıyorsanız feodalizmi tanıyorsunuz demektir. Değiştirmek için her hangi bir adım atmıyorsanız, aşiretçiliği bir kültür hazinesi gibi gösteriyorsanız o zaman Mardin katliamında da parmağınız var demektir.
Bu durumun yeşermesinde insanımızın da parmağı vardır. Doğu’ya gidenlere marifetli ev hanımları ‘kaçak çay’ sipariş ederler. Demi serttir, rengi koyudur (yazarın notu: tadı berbattır, açıkta toz içinde satılır, kurum menşei belli değildir, sağlığa zararlıdır). Aman da aman… Misafirlere, falan hanımın da sofrası güzeldi dedirtir. Vay ‘domes’ vay…
Artık, Mardin olayı, vahşettir, şudur budur dediğinizde samimiyetinize inanmıyorsam kusura bakmayın.
İşte Cumhuriyetimizin başı Gül’ün, “Böyle ilkelliğin, böyle vahşetin izahı yok” beyanına yaptığım izahat budur. İzahatı olmaz olur mu?
Feodalizm, toplumsal, siyasal ve ekonomik örgütleniş biçimidir. Feodal toplumun siyasi örgütlenişi, koruyan-korunan ilişkisine dayanan hiyerarşik bir örgütleniştir. Merkezi otorite zayıftır, yerellik görülür. Feodal ekonomi ise, kendi kendine yeterlik üzerine kuruludur.
Mardin olayında suçu töreye bağlamak, kolaycılığa kaçmak, yönetim hatalarının üstünü örtmek, toplumsal bir ihtilaf olan aşiretleri tanımaktır.
Olayda Cumhurbaşkanı vahşeti izah edememekle yetindiyse de Başbakan’a sorulsa Mardin katliamı münferit olgudur, kendisinin hiç kabahati yoktur. Başbakan, ihtilaf yönetiminde ve hukukta sıklıkla kullandığımız suç bireyseldir özünü kendi lehine hep kullanır. Zaman zaman Başbakan olduğunu unutuyor olabilir mi?
Gerçekten, olayın basit suç-suçlu ilişkisi olduğuna inanıyorsak, ölen 44 kişinin ardından ağıt yakmakla yetineceksek, bize de yazıklar olsun değil mi?
Halkları, Türkiye’li üst kimliğinde birleştirmek kolay olabilir mi? Bazılarımız AŞİRETLİLER. Aşiret reisine memurluk, işçilik yapmaktalar. Kendi sözel kanunları var. Uyguluyorlar…
Ben, siz sadece kınayabiliriz. Devlet çok şey yapmalı ama korkarım sanıklar yargılanacak ve cezaların en büyüğünü alacaklar. Eee…??
Bir başka katliamda buluşmak üzere demeye dilim varmasa da aklım böyle bağırıyor.
http://www.kanaldhaber.com.tr/HaberDetay.aspx?haberid=41286&catid=32
Yorumlar