Neşet Ertaş’ı çok dinledim, dinlerim ve çok severim. Sadece müziğini değil felsefesine de hayranım. Birlikte sahne almışlığımız da var. Şaka yapmıyorum. O çaldı söyledi, ben de konuşma yapmıştım. Ben onu ayakta alkışlamıştım, o da beni dinlerken hiç oturmadı.
Babam onun için eli öpülecek sanatçı derdi. Fırsatı kaçırmamak için izin isteyip elini öpmek istedim, “ben sizin elinizi öpmeliyim.” dedi.
Sahnede elimi öperken gözlerime baktı, telaşsız, sıcak ve o kadar da mağrur. Beni ağlattı…
Neşet Ertaş, türkülerinde hep “Orta-Anadolu bozkırlarının hüznünü” anlatmasıyla tanınmış bir sanatçı ama anlatımı çok muzip… Tam kızı yaşındayım ama; “… Yar sevmiş yar üstüme Varsın sevsin neyleyim Turp yemiş nar üstüne” diye posta koyuşuna hayranım, “Severken sevdirmeli …” düsturuna sahibim. Aramızdaki nesil farkının anlayışa dair matematiksel ölçümü sıfır.
Bu anlayışı Mazhar Alanson ile de paylaşıyoruz.
Yıl 2008, Mayıs ayı Çankaya Köşkü. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül öğle yemeğinde sanatçıları ağırlıyor. Basında bu yemekler ‘Çankaya Sofraları’ olarak yer almıştı. Kimler vardı masada; Neşet Ertaş, Orhan Gencebay, Mazhar Alanson, Ahmet Özhan, Zara ve Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Rengim Gökmen.
Neşet Ertaş yemekte Cumhurbaşkanı’ndan senfoni orkestrasında bundan böyle bozlak da çalınmasına dair söz alıyor. Aslında ben buna Neşet Ertaş’ın Abdullah Gül’ü konuyla ilgili ikaz etmesi derim. Ama o, bunu rica ederek yapabilir…
Mazhar Alanson ise yemeğin sonunda Neşet Ertaş’dan bir türkü söylemesini rica ediyor. Ustaya hayrandır. Ertaş da Divane Gönlüm adlı şarkısını seslendiriyor.
Geçtiğimiz hafta bir yetmez, iki Nil Karaibrahimgil gafı ile adı haberlerde yer aldı. Nil K., bir radyo programında Neşet Ertaş’ı tanımadığını söyledi. Yadırgandı, kınandı ve yetmedi “sayemde tanındı” dedi. Yetmedi özür mektubunda “sayemde” kelimesini “tanınmasına vesile olabildiysem ne mutlu bana” şeklinde değiştirmek istedi.
Özrü kabahatinden de büyük oldu.
Öyle tepki aldı ki mecburen (!) polemiğe girmek zorunda kaldı Neşet Ertaş ile. Polemik, Türkiye’de aşağılayıcı bir kelime olarak kullanılmaktadır.
Nil K., belki Türkiye’de belli kesimin kullandığı anlamda polemiğe girmem demekle zaten polemik yapanlardan olsa da polemik aslında, uzlaşmaya yönelik olmayan kısa bir müzakeredir. Uzlaşmaya yönelik değildir çünkü konusu uzlaşma gerektiren bir konu değildir. Mesele eden ya doğrudur ya da değil. Yanlışsa, yanlışlığı mevzu etmek, haklılığın savunulması sorumluluğudur.
Neşet Ertaş, Nil K.’e güzel cevap verdi, “Ham meyve kusuruna bakmam.”
Haydi bakalım, “Yar turp yemiş narın üstüne…”
Yeniden gelelim “bozlak” meselesine. Bozlak, Halk Müziğinde bir uzun hava türüdür. Orta ve Güney Anadolu bölgelerimizde söylenir. Konusunu aşiret kavgalarından, kan davalarından, yiğitlikten ve aşk maceralarından alır. İşte Neşet Ertaş da bu, Türkmen / Abdal müziğinin çok iyi tanınmış bir yorumcusudur. Babası Muharrem Bey’den el almıştır. Üzerine bastığı toprağı çok iyi tanır, toplum vicdanını derinden etkileyen konularda feryad etmeyi (bozlak) üst düzey icra eder.
Toplumun her kesimi tarafından sadece takdir edilmez, içselleştirilmiştir de. O, bunu çok mağrur ve nazik bir eda ile başarır. Dalgasını da geçer içinden… Feryad edecek çok şeyi vardır ama kavgası yoktur. Derdi, çok kıymetli kültürünün yaşamasıdır. Derdi, sadece barışı yaratmak değil aynı zamanda barışı korumaktır. Neşet Ertaş, usta bir demokrattır.
Usta demokrat kime denir?
Demokrat kelime anlamı ile özgürlüğü referans alarak “demokrasi yanlısı” demek. Kime sorsanız demokrattır ancak, demekle olmaz bir kavramdır. Kavramı yaşayabilmek önemlidir. Yaşayabilenler usta demokrattırlar. Nasıl yaşayacağız demokrasiyi? Yaşamak istediğimiz özgürlüklerimizi başkalarının da aynı şekilde yaşayabilmelerinden rahatsızlık duymayarak.
Burada, ortak özgürlük alanları diye bir kavramı dile getirmek hoş bir tabir olacak çünkü demokrasinin referans aldığı özgürlük tanımının içine örneğin “kaçak ticaret yapma hakkı”, “dava için adam öldürme hakkı” diye suçlar girmiyor. Doğal olarak…
Böyle bir hakkı (!) nasıl alabilirsiniz? Cumhurbaşkanı’ndan rica ederek mi?
İşte, Kürt Açılımı tartışmalarını bir polemik yani uzlaşmaya yönelik olmayan müzakere konumuna taşıyan, PKK’nın varlığıdır. Kurduruluş nedenleri ile sözde kuruluş nedenlerini birbirine karıştırmayarak devam edecek olursak, PKK’nın varlığını koruyabilmesi için paraya ihtiyacı olduğu kesindir ve PKK bunu suç işleyerek yapmaktadır. Ortada somut suç varsa, burada artık bir uzlaşmadan bahsetmek mümkün değil. Bu artık ihtilaf bile değil.
Günümüzde ise Kürt Açılımı şeklinde kamuya arz edilen dosya, uzlaşma gerektiren yani al gülüm ver gülüm şeklinde işletilecek bir, “kim ne kadar fedakar” karmaşası içindedir. Müzakerenin tarafları belli değildir. PKK taraf mıdır? Evet demek zor çünkü terör örgütüdür. Taraf değilse, o zaman uzlaşma koşulları içinde PKK silah bırakacak, 202. Madde işletilecek vs. maddelerin ne işi var? Bu maddeler DTP’yi PKK’den sorumlu kılıyor. Gerçek böyle mi?
PKK silah bırakırsa, o zaman halk Kürtçe de isim kullanabilir, Kürtçe seçmeli ders de olabilir, Kürtçe yayınların daha bir serbestiği falan filan. Ben karıştırdım, bunlar hak değil mi zaten. İnsanlara haklarını uzlaşma ile mi vereceğiz?
Yoksa, PKK’nın gerçek kuruluş nedenini insan ve kültür hakları talebi olarak kabul mü ettik?
Dedim ya, genel kabul görmüş hak konusunu uzlaşma konusu edemezsiniz. Ederseniz saçmalamış olursunuz. Haklar, polemik müzakere gerektirir. Mutlaka yapılmalı ancak kısa sürmesine dikkat edilmelidir. Ancak uzun sürerse, buna sarartmak denilebilir, genellikle yanlışı yapan tarafça uzatılır.
Bu nedenlerle, mevcut Kürt Açılımı Dosyası marifetiyle PKK’nın silah bırakacağına inanasım gelmiyor. En baştan yanlış bir ihtilaf yönetimi uygulamasıdır. Neşet Ertaş’ın çok samimi ve tarafsız haklara saygısının da Başbakan tarafından bu dosya çerçevesinde örnek gösterilmiş olmasına da üzüldüm.
Haklılığımı İmralı teyid eti. Öcalan’ın “yol haritası”nın iskeleti PKK’nın silah bırakması ile ilgili her hangi bir ibare içermiyor. Üstelik, “ihtilafları çözecek bir savunma gücünün” varlığından bahsederek ileri saçmalamaya devam ediyor.
Öcalan, T.C., Kürtlerin ulus devlet olma hakkını tanıyacak diyor, Başbakan Neşet Ertaş’tan örnek veriyor, Cumhurbaşkanı saf saf (!) Norşin diye diretiyor…
Sevgili Neşet Ertaş’ın en sevdiğim türküsüdür Ayaş Yolları. Bana öğretisi büyüktür. Boyunu boyuma ölçtüm de geldim der büyük ozan, usta demokrat …
Başbakan da Kürt Açılımı dosyasının enini boyunu iyi ölçmelidir, çünkü aydınlarımız (!) bile “kardeşlikle”, “bölüşmek” arasındaki farkı bilmiyor olabilirler.
Uzlaşmanın özünde fedakarlık olduğu unutulmamalıdır.
Yorumlar