Internetin hayatımıza girmesiyle artık önlenemez hale gelen globalleşme, her geçen gün yeni kavramlar öğretiyor ya da mevcut kavramlara farklı boyutlar ekleyerek çalışmalara yön veriyor. Bu çok gerekli çünkü Türkiye yeni kavramlar üretmeye ya da kavramları geliştirmeye uygun bir yapıya, eğitim sistemine ve bilinç düzeyine sahip olmadığı gibi en tepeden başlayarak maalesef yeniliklere açık değil.
Yakın zaman önce yine ‘Tinerci Dehşeti’ haberini izledik. Sokakta yaşayan ve çalıştırılan her çocuk için tinerci etiketimiz hazır. Ben onları ilk defa sevimli “Köprü Altı Çocukları” olarak tanımıştım. Yıllar geçti, bu çocuklar için “Bankamatik Çocuklar” denilmeye başlandı. Bankalar imajlarının peşine düştüler ve otomatik para kutularını kapalı alanlardan açık alanlara taşıdılar. Maksat çocukların buralara girmesini önlemekti. Çocukların sokakta yaşadıklarının ve tehlikelere açık olduklarının pek bir önemi yoktu.
Daha sonraları, çeteler ve bazı kötü niyetli aileler çocukların para ettiklerini fark ettiler. Çocukları, fuhuşta, uyuşturucu satıcılığında kullanmaya ve dilendirmeye başladılar. Bu durum öyle bir hal aldı ki Doğu ve Güneydoğu illerimizdeki yoksul aileler çocuklarını aylık olarak çetelere kiralamaya başladılar. Ayda 300-500TL iyi paraydı onlar için. Hiç tanımadıkları adamlara, kadınlara çocuklarını teslim ettiler ve aydan aya paralarını aldıkları müddetçe çocuklarını arayıp sormadılar bile.
Bazı çocukların hikayesi ise evlerinin önünden kaçırılmayla başlamıştır.
Çeteler çocukları olmadık işlerde kullanmaya, onları sömürmeye başladılar başlamasına ama çocuklar kaçabiliyorlardı, başka çeteler tarafından kaçırılabiliyorlardı ve tabii Sosyal Hizmetler onca kapasite yetersizliğine rağmen ciddi tehdit oluyordu çeteler açısından. Aileleri halletmek kolaydı. Çocukların madde bağımlılığı hikayeleri işte bu noktada başlamakta.
Uçucu maddeler temin etmesi en kolay ve en ucuz maddeler olarak çocuklara dayatıldı. Tiner, Bali çektiler mi üşümüyorlardı, dilenmekten utanmıyorlardı, tehdit etmekten korkmuyorlardı, yetişkinlerce itildikleri suç ortamında daha bir başarılı oluyorlardı. Çocukların maddeye alışması çok önemlidir çeteler açısından.
Bazı resmi uygulamalarda ise bu çocuklar otobüslere bindirilip başka illere yollanıyordu. Mühim olan ortada gözükmemeleriydi. Bir vali diğer valiye top atar gibi çocukları birbirlerinin şehirlerine sürdüler.
Çocukların ailelerine dönmeleri de zor oluyordu. Aileler davranış bozukluğu geliştiren çocuklarıyla nasıl baş edeceklerini bilmiyorlar ve çocuklarını istemiyorlardı ya da çocuktan para kazanmaya devam etmeleri gerekiyordu. Görünen o ki, Dünya’yı bir tarafa bırakalım, Türkiye bu çocuklarla nasıl baş edeceğini bir türlü öğrenemedi.
Baş etmek kelimesini özellikle kullandım. Yanlış işte buradan başlıyor. Biz bu çocuklarla mücadele etmek yerine onları korumakla yükümlüyüz. Kavram kargaşası…
Acı bir deneyim aktarmak gerekirse, koordinatörlüğünü yaptığım bir proje kapsamında yapılandırdığımız Çocuk Destek Hattı (Telefon Hattı), yardım isteyen çocuklar yerine uzunca bir müddet madde bağımlısı çocuklardan korkan yetişkinler tarafından çaldırıldı. Arayanlar çocukları şikayet ediyorlardı…
Bu bilinç tabii ki yanlış ama uygulamaya bakacak olursak, şikayet edilen çocuklara hizmet sunma olanağı yarattığı için minnettardık şikayetçi yetişkinlere.
Aynı yanlışa MHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu da düşmüş. Hiç yadırgamadım…
Mehmet Serdaroğlu, 2009 Ekim’inde, bir kanun teklifi sundu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na. Kimsenin o zamanlar ruhu duymadı. Teklif, uçucu madde kullananlara hapis cezası getirilmesini öneriyordu. Gerekçesi ise bireyleri bu çocukların işledikleri suçlardan korumak.
Gel zaman git zaman bir ses çıkmadı toplumdan, akademisyenlerden, uzmanlardan. Çocuk öncelikli konumuz değil…
Ne zaman ki Serdaroğlu ‘Tinerci’ haberini duydu bir basın toplantısı yaparak kanun teklifini duyurdu ve prim yapmayı umdu. Bence, prim yapmak için uygun bir yöntem ve açıkçası kanun teklifi de içerdiği kavram kargaşasına ve önerdiği yanlış tedbire rağmen çocuklar açısından çok önemlidir.
Birileri mutlaka milletvekiline çocukların tinerci olarak anılmaktan hoşlanmadıklarını, üstlerine yapıştırılan bu etiket nedeni ile giderek daha bir agresifleştiklerini, maddeye kendi rızaları ile başladıklarının kabul edilemeyeceğini, çocukların suça yetişkinler tarafından itildiklerini, ortalıkta serbestçe dolaşan maddelerin kullanımının bir suç değil de tedavi edilmesi gereken bir halk sağlığı problemi olduğunu, çocukların madde kullanımına itilmekten korunmaları gerektiğini söyleyecektir, hatta söylemiştir bile…
İçerdiği yanlış kavramlara rağmen kanun teklifi aslında mevcut sistem içerisinde uçucu madde bağımlısı olan korunmaya muhtaç çocuklar açısından çok değerli.
Nasıl mı?
Herkesle kavga edecek halimiz yok. Halimiz olsa da böyle bir lüksümüz yok. Dolayısıyla, konuya ihtilafı yönetme mantığı ile bakacak olursak öncelikle teklifteki yanlış söylemleri listelemeliyiz.
Kavram açısından bakıldığında, uçucu maddeler imal edilme sebeplerinin dışında yanlış kullanımla aslında uyuşturucu ve uyarıcı maddeler kapsamına giriyor. Türk Ceza Kanunumuzun 191. Maddesi bağımlılığı hem suç olarak hem de tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak değerlendiriyor. Hatta tedaviyi zorunlu hale getiriyor.
Bu, çelişkili bir tutum ve tabii ki Devlet’in işine geliyor. Suçu önlemek ile mükellef olan emniyet güçlerine rağmen ortalıkta serbestçe dolaşabilen uyuşturucu ve uyarıcı maddeler türlü entrikalar ile bireylere dayatılıyor ve bağımlılık geliştiğinde bu kullananın da suçu oluyor.
Örnek verelim; terörü önlemek emniyet güçlerinin sorumluluğunda. Terör nedeni ile mağdur olanlara Devlet tazminat ödüyor. Madde bağımlılığı ise bağımlının suçu olduğu gerekçesi ile Devlet’in tazminat ödemesini engeller hale getirilmiş. Devlet, bir anlamda sorumluluktan sıyırmış ama Danıştay’da konu ile ilgili bir dosyam mevcut. Kısmetse tazminat talebimiz reddedilecek ve İnsan Hakları Mahkemesine gideceğiz. Burada kazanılacak davanın tüm bağımlılar için bir emsal olacağını müjdelemek üzere çok sabırsızım. Danıştay yaklaşık 2 yıldır hala itirazımızı görüşmedi hatta duruşma günü bile vermedi. Pek isteksiziz !!!
Buradan hareketle, Serdaroğlu’nun verdiği teklifle talep ettiği bağımlı hale getirilenin ceza alması saçmadır. Bağımlılar suçlu değil de mağdur olarak kabul edildikleri gün Türkiye doğru ve çağdaş bir kavramla buluşacaktır. İşte o günlerde Devlet’in de bağımlılıkla mücadelesinin daha etkin yapılacağına inancım sonsuz.
Gelelim bir diğer gerçeği daha ortaya koymaya;
Devlet isterse, uyuşturucu ve uyarıcı etkisi bulunan uçucu madde bağımlılarını mevcut TCK 191. Madde kapsamında tedavi eder ve denetimli serbestlik sistemi ile takip eder. Eder etmesine ama yurdumuzda kaç tane UMATEM (Uçucu Madde Tedavi Merkezi) var lütfen bir merak edin ve araştırın. Kesinlikle yetersiz sayıda olduklarını söylemiş olayım. Bu durumda uçucu madde bağımlılığını tedavi şartı nasıl getireceğiz diye kendimize sormamız ve Devlet’ten yeni yerler açılmasını talep etmemiz lazım.
Bu konuya parmak bastığı için milletvekiline teşekkürü bir borç bilirim.
Bununla birlikte toplumun her katmanında –ki sayın milletvekili de bu kapsamdadır- her türlü bağımlılığın suç değil bir mağduriyet olduğu bilincinin yeşermesi lazım.
Halk ağzıyla söyleyelim; Tinerciler suçlu değil mağdurdurlar…
http://www.kanaldhaber.com.tr/HaberDetay.aspx?haberid=58277&catid=32
http://www.kanaldhaber.com.tr/HaberDetay.aspx?haberid=58277&catid=32
Yorumlar