Bu devlet bakanlığı görevini bir erkek bakana yaptırtmak ayıp olur gerçeği ile hareket edilmiş olabilir, Başbakanın kabinede yaptığı değişiklikle Nimet Çubukçu’dan boşalan Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığına yine bir kadın milletvekili getirildi. Böylece iki kadın bakanımız oldu. Dile kolay, kadın bakan sayısında %100’lük bir artıştan söz ediyoruz ama hedef asla bu değil. Böyle giderse, daha çok %100 artış getirecek kabine değişikliklerine ihtiyacımız var.
Nimet Hanım’ın kendi icraatlerinden memnuniyetine hiç katılmadım. Çalışmalarına sivil toplum örgütlerini katış şeklini beğenmedim ve samimi bulmadım. Yandaş sivil örgütlerle çalışıp diğerlerini dışladığını düşündüm. Defalarca istememe rağmen Birleşmiş Milletlerin Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesinin ikinci ülke raporunu hazırlamakla görevli Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından “henüz taslak halinde” gerekçesi ile reddedildim. Oysaki Sözleşmenin ilgili maddesine göre bu raporun hazırlanması aşamasında sivil örgütlerin ve uzmanların katılımına açık olunması gereklidir. Bitmiş ve sunumu yapılmış bir raporun hazırlanmasına nasıl katkı sağlayacağımızı bilemiyoruz tabii. O yüzden rapor açıklandıktan sonra alternatif bir rapor yazmak durumunda kalacağız.
Şimdi artık hukukçu bir Milli Eğitim Bakanından ve fakat öğretmen bir Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanımızdan bahsetmek zamanıdır. Her ikisine de uzmanlıklarının dışında aldıkları bu çok zorlu görevlerinde başarılar dilemek gerek.
Yeni Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanımız, Selma Aliye Kavaf.
Kendisini ilk fark edişim Temmuz 2008’dir. Bu tarihte, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı halk eğitim merkezlerinde öğrenim çağı dışındaki yetişkinlere yönelik kurslarda usta öğretici olarak çalışanlara 30 gün üzerinden prim ödenmesi için kanunda değişiklik yapılması için verilen teklifte imzasını gördüm.
Geriye dönüp baktığımda Kavaf’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde, kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik bir Fırsat Eşitliği Komisyonu kurulmasında da parmağı olduğunu okudum.
Sonra biraz daha geri bakmam gerekti. Kavaf, Ocak 2008’de, yükseköğrenim görenlerin, yükseköğretim hizmetlerinden kanunda açıkça yazılı olmayan bir sebeple mahrum bırakılamayacağına ilişkin anayasal düzenleme için imza verdiğini gördüm. Bu imzasıyla Kavaf, “üniversitelerde bazı kız öğrencilerin başlarını örtmede kullandıkları kıyafetler nedeniyle eğitim ve öğrenim hakkını kullanamadıkları bilinmektedir.” diyenlerdendir.
Gel zaman git zaman, bildiğiniz gibi memlekette Hüseyin Üzmez vakası patlamıştır. Bir sabah uyandık ki, “VAKİT Gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez, Bursa'nın Mudanya İlçesi'nde 14 yaşındaki B.Ç.'ye tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklandı.”
Bir daha hiçbir şey aynı olamadı. Adli Tıp Kurumu, “çocuğun ruhsal durumunun bozulmadığına” dair verdiği bilirkişi raporu nedeniyle sarsıldı. İşler düzelsin diye bünyesine bir çocuk psikiyatristi aldı ama onu da elinde tutamadı. Çünkü pek de ciddi ve samimi bir adım değildi bu. Bilirkişilik değerinin ve saltanatın kendisinde kalması amaçlı düzenlenmiş bir görseldi.
Uzman hanımın istifa dilekçesine bakacak olursanız, kendisine ciddi mobbing (işyerinde taciz) uygulanmış. İstifa etmek yerine biri keşke kendisine mobbing davası açmasını ve kuruma karşı 1-0 olmasını öğütleseymiş. Vatana ve millete ve dahi kendisine daha faydalı olurmuş ama akıldaşı olmamış maalesef.
Kurumun hak ettiği sarsıntıyı yaşadığını düşünüyor ve bundan böyle uluslar arası standartlarda hizmet üretir hale getirilmesi için her türlü önlemin alınmasına dair talimat verildiğini umuyorum. Bu durumda sabır eden Kurum çalışanları yakında modern bir ortamda çalışabilecekler, prestijleri iade edilecek. Bu, benim duruma iyi niyetli bakışım. Kurumun tarafsızlık ilkesi çerçevesinde hizmet üretmesine gelince, bu, mevcut kanunlarla mümkün kılınamaz. Kimse heveslenmesin.
Sonuç itibarıyla, o malum raporun açıklanmasının ardından anlaşılmıştı ki Sosyal Hizmetler de çocuğun savunmasını takip etmemiş ve Adli Tıp Kurumu yetersiz, rapor verme usulü geçersiz, zaten ilgili kanunda da tacizciye verilecek ceza “çocuğun ruhsal durumu bozulmadığı” gerekçesiyle indirilebiliyor.
Burada uzmanların, cinsel taciz edilen çocuğun mutlaka ruhsal açıdan örselendiğine ve tahribatın uzun yıllar sonra bile çıkabileceğine dair görüşlerine saygı duyarak devam edelim.
Ve sıra, Kavaf’ın da imzaladığı 30 Ekim 2008 tarihli cinsel taciz suçunun cezasının arttırılması için verilen kanun teklifinde. Teklif halen komisyonda görüşülmekte.
5237 Sayılı Yeni Türk Ceza Kanununun 105. Maddesinden bahsediyoruz. Yürürlükteki maddeye göre cinsel tacizcinin yargılanması şikayete bağlı ve suçun cezası az.
Kavaf ve arkadaşlarının verdikleri teklif ise şikayete bağlılıktan kurtarıyor durumu ve cezalara arttırım getiriyor ama çokça tartıştığımız mağdurun ruhsal durumunun bozulmuş olmasıyla cezanın arttırılmasını öngörüyor. Bunu yaparken de biraz amatör ruhla davranıldığı ve yardım alınmadığı anlaşılıyor yasa teklifinin metninden. Şöyle önerilmiş; “Cinsel amaçlı taciz eylemi birden çok kez tekrarlanmış ve mağdurun ruh sağlığında tahribata sebebiyet vermiş ise, ceza üst sınırdan (4 yıl) verilir.”
Üst sınırdan ceza verilebilmesi için demek ki mağdurun aynı kişi tarafından birden çok kez cinsel taciz edilmiş olması VE aynı zamanda bu eylemlerin ruhsal sağlığında tahribata sebebiyet vermiş olması şartı var. Bunun Türkçesi şu; istismarcı tarafından bir kere cinsel taciz edildiyseniz ve ruhsal sağlığınız bozulduysa -ki buna kim karar verecek. Adli Tıp Kurumu mu?- suçluya ceza üst sınırdan verilmeyecek.
Diğer bir deyişle defalarca cinsel tacize uğramış olsanız bile tekelci Adli Tıp Kurumu “ııhh, ruhsal durumu bozulmamıştır” derse tacizci az bir ceza ile sıyıracak, yaptıkları yanına kar kalacak. Oysaki “VEYA” o araya daha çok yakışabilirdi.
Diğer bir ihtilaf ise mağdurları ruh sağlığı bozulan bozulmayan olarak ikiye ayırmaları olmuş. Cinsel taciz yaşamış mağdurun ruh sağlığının mutlaka bozulduğu meselesi dünyada artık ‘de facto’ dur.
Sırf buradan anlamak mümkün ki, Kavaf pek işin erbabı değil ancak, verdiği imzalardan anlaşıldığı üzere partisinin sağlam bir neferi.
Çocuklar adına konuşacak olursak, Kavaf’ın Çubukçu’dan boşalan hizmet makamını aynen dolduracağını beklediğimizi söyleyebiliriz.
Yorumlar