İsrail Bugün Ektiklerini Yarın Mutlaka Biçecek

… Ve kendi çocuklarının başına ne gelecekse, bunun suçu İsrail’de olacak.

Hepimiz savaş karşıtıyız. Aksini düşünen mutlaka var ancak, söyleyen asla çıkmaz. Bush dahil kimse savaş yandaşı olduğunu söyleyemez. O bile bilir savaşın; canlara, mallara, toplumun geleceğine, insan şeref ve haysiyetine mal olacağını, savaştan galip çıkmayacağını.

Ama biliyoruz ki memleketlerin kendilerini savunma hakları da var. Aksi Pollyanna’cılık olurdu. Bu, sürekli haklarından feragat eden kızı hiç sevemedim. Kilisenin, toplumda düzeni korumak, otoriteye koşulsuz baş eğmeyi öğretmek adına yarattığı bir karakter olduğunu belirteyim.

Peki, ne olacak? En doğrusu silah üretilmeyecek ve insanlar haklarını ve sorumluluklarını bilen, empati sahibi, demokrasi sevdalısı, hukukun üstünlüğüne inanan bireyler statüsüne yükseltilecek.

İdeal olanı yakalayabilecek miyiz? Hiç sanmam. Savaşlar hiçbir zaman yok olmayacaktır. Azalabilir ama yok olmaz çünkü insan faktörü çok değişkendir. Tek tip insan yok ve hak odaklı değil çıkar odaklı sistemlerle donatılmışız.

Peki, Filistin’de neler oluyor?

Bu meselede kim haklı, kim ne kadar haklı, kim haksız tartışmasına girmeyeceğim. En haklı olan silah tüccarlarıdır! Benim düşünceme göre değil mi ki insanlar ölüyor, ortada haklı taraf yoktur.

Ölenler siviller olunca İsrail insanı ile Filistin insanı arasında ayrım yapamam. Müslüman olduğum halde, canlı bombanın katlettiği İsrail çocuklarına da yazık değil mi diye yazdığım geçmiş tarihli bir yazıdan dolayı bazı radikal kesime ait internet sitelerinde hedef gösterildiğim de oldu.

Ama vazgeçmem, her hangi bir çocuğu öldüren, babamın oğlu da olsa sevmem.

Bugünkü öfkem İsrail’e.
Konu, Filistin çocuklarının hakları.

Türkiye, Birleşmiş Milletler’in Çocuk Hakları Sözleşmesini 1989’da imzaladı. Turgut Özal’ın imza attığı en hayırlı sözleşme bu olsa gerek. Aynı Sözleşmeyi İsrail 1991 yılına kadar salladı ve nihayet bu tarihte imzaladı. İsrail attığı imza ile çocukların; yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarına saygı duyacağına, çocukların haklarından azami ölçüde faydalanmaları için uygulamalarında gerekli değişiklikleri yapacağına, bunun için Sözleşme hükümlerini iç hukuk normlarına yansıtacağına dair söz verdi.

Sözleşme imzalanmakla kalmıyor. Taraf ülkeler periyodik ülke raporlarını hazırlayıp Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesine (Komite) bildiriyorlar. Komite raporu inceleyip olumsuzlukları tespit ediyor ve tarafa önerilerde bulunuyor, ikaz ediyor.

İsrail’de de durum farklı değil tabii. Raporlama sorumluluğu İsrail’de de mevcut. Raporlamış ve;

Komite 2002’de sivil toplum raporlarına da bakarak İsrail’e şu meşhur hatırlatmayı yaptı: “Çocuk Hakları Sözleşmesi işgal altındaki çocuklar için de geçerlidir ve uygulanmasından İsrail sorumludur.”. Bunun ardından 2004 yılında Komite bir hatırlatma daha yaptı İsrail’e. İşgalin altındaki çocuklardan SEN sorumlusun diye.

Rapordaki 2000 – 2004 dönemini kapsayan bazı çarpıcı veriler şöyle;

Filistinlilerin %70’i işsiz bırakıldı, nüfusun hemen hemen yarısı yiyecek yardımı alıyor.

Filistin ekonomisi çökertildi.

İsrail ordusu ve işgal topraklarındaki yerleşimciler 595 Filistinli çocuğu öldürdü. Bu çocukların %35’i 13 yaş altı.

2 650 Filistinli çocuk tutuklandı. Yüzlercesi gözaltına alındı.

İsrail, Filistinli çocukları Çocuk Mahkemesi yerine Askeri Mahkemelerde yargılıyor (bianet.org).

Günümüzde Filistin kan ağlıyor. İsrail; çocukları vuruyor, okulları tahrip ediyor, çocuklardan gıda, ilaç, su ve ısınma esirgiyor, eğitimlerine sekte vurdu. Yoksulluktan aileler parçalandı, eğitim kalitesi yok, aşılama yok, iyi beslenme yok, sağlık kontrolleri de nedir ki.

Filistin nüfusunun da hemen hemen yarısı çocuk ve genç. İsrail vurdukça bu genç nesil harcanıyor. Böylece Filistin’in geleceği şimdiden sistemli şekilde abluka altına alınmış durumda.

Uzun yıllar önce, İsrail’den kalkıp gelmiş bir sivil toplum kuruluşu temsilcisini İstanbul’da ağırlamış ve çalışmaları hakkında bilgi almıştım. Kuruluşun iştigal konusu, terör nedeniyle büyük korkular yaşayan çocukların ruhsal gelişimlerinin gözlemlenmesi ve rehabilite edilmesiydi.

Çocuklar sürekli ölme korkusu hissederek büyüyorlar, yaralıları/ölüleri görüyorlar ve iletişim araçlarından terörü takip edip davranış bozuklukları geliştiriyorlardı. Çocuklar değerliydi ve sahip çıkılmalıydı.

Ne kadar haklı bir söylem, ne kadar haklı bir sivil toplum örgütü kuruluş gerekçesi… İsrail çocukları bunları yaşamamalıydı. Çok büyük hak vermiştim ve hala veriyorum.

Peki ya Filistin çocukları? Kendi çocuğu için bunları düşünen, iyilikler hedefleyen İsrail ne demeye Filistin çocuklarına eziyet ediyor. Ben anlam veremiyorum. İsrail’in sivil toplum kuruluşları da anlam veremiyor, lanetliyor…

Bu iki yüzlü İsrail’i anlamak zaten mümkün de değil. En çok onlar soykırım mağduru değiller mi?
Yahudiler soykırımı hak etmişler miydi?

Şimdi Filistin’de sergiledikleri uzlaşmaz, hoşgörüsüz, “biz yaparız olur” tavırları nedir?
İsrail, kendi yarattığı bu kaos ortamında, yaşamayı başarabilen Filistin çocuklarından yarın terörist diye şikayet ederse, hak verebilecek miyiz?

Biz Amerika değiliz.
Vicdanlarımızda ne bulabiliriz ki İsrail’i aklayabilelim, haklı görebilelim.

Yorumlar