Çocukları doğumdan itibaren yaşatmak için verilen savaşın samimiyeti kuşkusuz. Ancak, harcanan bu çabalar nedense çocuk beş yaşına gelince birden bire kesiliyor. İşte yaralanmaya bağlı çocuk ölümlerinin, yaralanmalarının ve sakatlanmalarının yoğun görüldüğü yaşlar bu yaştan itibaren başlıyor.
Çocuk yaralanmaları global bir halk sağlığı problemi oluşturmakta. Türkiye’de henüz çocuk yaralanmalarını önlemek üzere etkin politikalar yaratıldığından bahsetmek mümkün değil. Toplumdaki yerleşik tutum ise “çocuk düşe kalka büyür”, “ailenin bütünlüğü” şeklinde. Bu durumda, bu kez çuvaldızımızı sivil topluma batırmalıyız. Bu konuda etkili değiller ama nasıl olsunlar…
Çocuk yaralanmaları iki türlü, kaza nedeniyle ya da kaza dışı yaralanmalar.
Ölümle sonuçlanan kaza ile yaralanmalarda boğulma ilk sırada, bunu trafik kazaları ve yanıklar takip ediyor. Bunların ardından sırasıyla düşme ve zehirlenme geliyor. UNICEF International ve Dünya Sağlık Örgütü’nün 2008 tarihli Çocuk Yaralanmalarının Önlenmesine Dair Raporuna göre, her gün 2.000’den fazla çocuk önlenebilir kazalar nedeniyle ölüyor.
Çok üzüle üzüle yanık yaralı çocukların halini yazmıştım. Yanık tedavisinin ardından estetik ameliyatlarının gerekliliğinden, tüm ülkede yanık tedavisi yapılan 20’yi aşmayan yatak kapasitesinden bahsetmiştik rekonstrüktif ve plastik cerrahi öğretim üyesi bir arkadaşımla. Sevgili Prof. Dr. Orhan Çizmeci…
Durum vahim.
Kaza dışı yaralanmalar deyince her türlü çocuk istismarından bahsediyoruz. Bu konuda durum vahimse de çocuk istismarının gün yüzüne çıkabilmesi için ciddi çaba gerekli. Suç, doğası gereği gizlenmeye çalışılıyor, çocuklar tehdit edilerek susturuluyor ve insanın içini acıtan ise bunlar aile bütünlüğünü korumak adına yapılıyormuş.
Çocukların kaza ile yaralanmalarından bazılarının da aslında şiddet vakası olduğunu ancak, bunun genellikle beyana bağlı olarak değerlendirme nedeni ile gizli kaldığını da söyledi yine çok sevgili bir ortopedist arkadaşım. Özellikle kırıkların şekli ile anlatılan hikayenin mutlaka birbirini tutması gerektiğini vurguladı.
Durum burada da vahim.
Hal böyleyken, toplumun her kesimi, bireylerden tutun, sosyal sorumluluk kampanyaları yürüten özel sektöre kadar herkes eğitime destek kampanyaları yürütmekteler. Sosyal devlet yapısı gereği her çocuğun ücretsiz eğitime katılımının sağlanmasından birebir ve birinci derecede sorumlu Devlete bu konuda destek olmak için ciddi çalışmalarda bulunmaktalar ve çok ciddi paralar toplamaktalar. Ah bir de kaliteli, doğuda batıda standartları aynı eğitimden bahsedebiliyor olsak…
Eğitim, çocuk için ve tabii ki toplum için çok önemli. Ya kazayla veya istismara bağlı yaralanan, sakat kalan ya da ölen çocuklar.
Bu konu ile ilgili çalışmak isteyen sivil toplum kuruluşlarının sayısı sorunun yoğunluğuna göre çok az.
Eğitim mi istismar mı diye soracak olsak, cevap vermekte zorlanırız. Gönlümüz her ikisi de öncelikli görülsün ister…
İşte buradaki ihtilaflı durum; Çocuk yaralanmaları, özellikle istismara bağlı yaralanmalar konusunda hiç kimse sivil toplum çalışmalarına fon aktarmak istemez. Bu, kurum açısından çok çirkin bir konudur. Can sıkıcıdır, kurumun imajını bozar. Çocuğunu cinsel istismar etme diye hangi kurum kampanya yapar? Çok zor çünkü çocuk istismarcıları da hizmet alanlar yani tüketicilerdir.
Çocuğunu maddi zorluklar nedeni ile okula yollamayanlar ise iyi tüketici zaten değillerdir. Başkaları tarafından desteklenmelidirler ki pazara aktarılabilecek yeni maddi kaynaklar yaratılsın !
Bu durumda, maddi destek bulamayan sivil toplum ne yapsın. Yetersiz ve etkisiz kalmaya mahkumlar.
Diğer taraftan çocukların eğitilmesi gelecekteki çocuk istismarlarını önleyici değil. Bunu yazdım çünkü böyle bir görüş mevcut. Bir yere kadar doğru olduğunu düşünebiliriz ama gelişmiş, eğitim seviyesi %100 ülkelerde de çocuk istismarı mevcut. Buna ne diyeceksiniz.
Eğitim seferberliğinin yanı sıra çocuk yaralanmalarının önlenmesine de fon ayrılması bu nedenle çok önemli. Çocuğu önce yaşatacağız, sağlıklı tutacağız ki sonra geliştirelim, eğitelim ve toplum yaşamına katılımını sağlayalım.
Urfa’da bir eğitime gitmiştim. Çocuk hizmetinde bulunan kamu personeli ile durum tespiti yaparken, kız çocukların okula yollanmamasının nedenlerinden biri olarak ensestin mutlaka ele alınması gerektiğine dikkat çekilmişti.
Şimdi fonları hangi ölçülerde eğitime ve yaralanmalara ayırmalıyız düşünmeye başlayalım derim. Büyük büyük firmaların imaj telaşından daha önde olmalıdır çocuk yaralanmaları. Eğer amaç, sosyal bir soruna parmak basmaksa.
Belki de amaç sadece reklam yapmaktır.
Ne kadar üzücü ve değişmez bir tutum …
Yorumlar