Gecenin bir vakti yatakta uyandım ve ayakucumda PopStarAlaturka’yı buldum. Jüri üyeleri değişmiş. Aralarındaki tartışmanın sesi uykumdan uyandıracak kadar yükselmiş. Bülent Ersoy’un, yanında oturan Metin Akpınar’a Yasaklar adlı oyunundan bahsettiğini duydum. Belli ki Bülent Hanım yasaklara tümden karşıydı. Tartışma konusunun türbanlı kadın sahneye çıkar mı çıkmaz mı olduğunu ise ertesi gün öğrendim.
Bülent Hanım, sahne yasaklı olduğu dönemlerin acısı yeniden içine oturmuşçasına destek bekliyordu. Metin Bey de Yasaklar’a imza atmış bir sanatçı olarak yasakların her türlüsüne karşı olmalıydı. Heyhat! Metin Akpınar demokrasi dersi verdi. Tümden serbest alanların olamayacağını, toplumlarda ve toplumlar arası ilişkilerde düzenin korunması için anlaşmalar yapıldığını ve bunun adının demokrasi olduğunu bir nefeste söyleyiverdi.
Bülent Hanım bozuldu, başka kanala geçtim. Başucumda içilmeyi bekleyen sütümü içtim, yenmeyi bekleyen zencefilli kurabiyelerimi yedim, yeniden uykuya dalmadan önce bu yazının konusu belli oldu; bayram kutlama mesajları.
Kısaca, “Zafer Bayramınız Kutlu Olsun” diyebileceğimiz ve bunun toplumu yaratan her birey tarafından takdirle ve gururla karşılanacağı bir ortam yaratılabilecek mi? Ne mi demek istiyorum? Şunu soruyorum, yurttaşlık bilincini, demokrasi bilincini yurt sathına yayabilecek miyiz? Henüz daha sanatçılarımız ve diğer kanaat önderlerimiz demokrasiyi hiç anlamamışken…
İdeolojik düşüncelerin demokratik ortamı bahane ederek çıkar elde etmeyi hedeflemesine çok alıştık. Çünkü sanılanın aksine biz aşırı demokratik (!) bir milletiz. İfade özgürlüğünü savunurken, ifade özgürlüğünün tarafa yüklediği sorumluluğundan hiç bahsetmeyiz.
Dünden beri Zafer Haftası kutlama mesajları okuyorum. Mesajların kutlama niteliklerinin yok olduğunu fark ettim. İstisnasız tüm kutlama mesajları birer and içme şeklinde kaleme alınmış.
Bakalım Kürt Açılımı, meali Demokrasi Açılımı, burada kısaca “açılım” diye anılacak, ihtilafının (!) gölgesinde kimler kimler neler neler demişler…
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan mesajında suya sabuna dokunmamış bir hava içerisinde olmaya çalışmakla beraber, fedakar orduyu kısaca överken açılıma devam edeceğinin işaretini göstermiş. Mesajında, “…imkânsızlıklar içerisinde büyük fedakarlıklarla kazanılan bu zaferin verdiği güç ve cesaretle, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizi koruyarak, Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin ötesine taşıma hedefimizi mutlaka gerçekleştireceğiz.” deniyor.
Malum muasır medeniyetlerin, Başbakan’ın açılımını hangi koşulları içerdiğini umarak desteklediğini bilmiyorsanız sağır sultan bile değilsiniz. Üstelik Başbakan, “Ne mutlu bizlere ki, bugün bu hedefimize her zamankinden daha yakınız.” beyanında bulunuyor. Muassır medeniyetler, Türkiye sınırlarındaki sorunları çözmeden AB’ye giremez buyurmaktalar.
İnsan açılımın ne olduğunu henüz bilmediği için ürperiyor tabii bu mesajdan.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün mesajına bilerek ilk sıradan yer vermedim. Çünkü Başbakan’ın kısa mesajı hiç değilse görevimi yerine getirdim dürüstlüğü içinde geldi. Cumhurbaşkanı mesajının içeriği, yanıp yıkılmış Anadolu’nun baştan var edilmesi, millet-ordu bütünleşmesi, aferim kudretli ordumuza, vatan millet sakarya lafları ile baştan sona ve uzun uzun bezeliyken, Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkartmaya olan azmini de dile getirmekte.
Muasır medeniyetler eşittir Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’dir. Bunun aksini savunanlar da mevcuttur ama sözün ilk söylendiği tarih itibarı ile analiz edilmesinin önemi büyüktür.
Tekrar hatırlatayım, muasır medeniyetler, açılımı birlik beraberlik olarak ve farklı medeniyetlerin zenginliği olarak algılamıyorlar. En hafif söylemle, kantonların birlik beraberlik içerisinde yaşamasından ve farklı medeniyetlerin kantonlaşma hakkından bahsediyorlar.
Kanton, idari bölünme anlamına gelen bir kelimedir. Öcalan’ın talebidir. Avrupa kantonlara alışıktır, açılımı desteklemektedir.
Mevcut şiddetli ve edepsiz tartışma ortamı içerisinde, Zafer Bayramı Kutlama Mesajında muasır medeniyetlerin seviyesine gelmek, yetmedi bir de ötesine gitmeye and içmek…
Bir başka bayram pardon and içme mesajı ise MHP Genel Başkanı Bahçeli’den. Bahçeli’nin kantonlaşma yani muassır medeniyetlere karşı duruşu ise mesajında çok net belirtiliyor; “Dün topraklarımızı parselleyerek, Türk milletini yok etmek isteyenlerin emelleriyle, bugün milletimizin birliğini, kardeşliğini bozmaya uğraşanların amaçları üst üste örtüşse de tarihin şahitliğinde bu hain girişimlerden asla sonuç alınamayacağı iyi bilinmelidir.”
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise, "Geçmişte olduğu gibi günümüz koşullarında da herkes çok iyi bilmelidir ki, biz bağımsızlığımızı, özgürlüğümüzü en güç koşullarda bile omuz omuza vererek kazandık. Sevr'i parçalayıp tarihin çöplüğüne attık. Herkes bu tarihi gerçeği göz önünde bulundursun ve kimse toprak bütünlüğümüzle, ulusal birliğimizle ve laik cumhuriyetimizle oynamaya kalkmasın.” demekle, and içmekte Bahçeli’den geri kalmamış.
Türk Silahlı Kuvvetleri ise son sözlü darbesini kendi mesajında gerçekleştirdi, “Atatürk’ün emanet ettiği haliyle sınırları belli vatan devletiyle, ülkesiyle ve milletiyle bölünmez”.
Genel Kurmay Başkanı İlker Bağbuğ da bayram mesajında and içenlerden, “Ülkelerin ve milletlerin bütünlüğünün korunmasının bir bedeli vardır. Türk Silahlı Kuvvetleri; bu bedelde kendisine düşen tarihi görev ve sorumlulukların bilinci içerisindedir.”
Ülke kantonlara bile ayrılamaz …
İşte Zafer Bayramı Kutlama Mesajlarının arasındaki ihtilaf budur; (1) tarafın biri ‘anneler ağlamasın’ ve/veya ‘muasır medeniyetler seviyesinde demokrasi’ söylemindedir ve bunun için her türlü bedeli ödemeye hazır olduğunu beyan etmektedir, (2) diğer taraf ise ülke ve millet bütünlüğünün korunmasının bedelinden ve gururla üst düzey ödenebilirliğinden bahsetmektedir.
Bu polemiği sonlandırmak aslında teknik açıdan sanılanın aksine çok kolay.
Anayasa'nın değiştirilmesi teklif bile edilemez 3. Maddesi, "Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir." hükmünde bulunuyor.
Metin Akpınar’ın demokrasiyi kısaca ‘anlaşmalara uyulması’ olarak tarif ettiğini yazının başında belirtmiştim. Zamanında Anayasamız’ın (ana anlaşmamızın) kabulüne imza koyanlar, şimdi değiştirilemez maddesinin değişmesinin peşinde. Bunu demokratik hak kapsamına sokmakta dirençliler. Anlaşmalar, hükümlerine uyulmayacaksa ne işe yarar. Anlaşmaya uymamak demokrasinin gereği olabilir mi?
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin son polemiği “Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye” olmuştur.
Günün sonunda, dört şehit haberiyle içim burkuldu.
http://www.kanaldhaber.com.tr/HaberDetay.aspx?haberid=50295&catid=32
Yorumlar