Başbakan ‘Kürt Açılımı’ dedi gündem yerinden oynadı. Sağ, sol, önüm, arkam her kesimden muhalefet ayağa kalkınca, dosya mıdır, proje midir, son Başbakan yorumuyla diyalog platformu mudur henüz netleşmeyen ancak, büyük bir şaşa ile karşılıklı olarak kamuya arz edilen süreçte konuşulan başlıklar zayıf kaldı.
Son gelinen noktada, Başbakan neyi diyalogla çözecek bilmiyoruz. Kürtçe resmi dil olamaz, Hükümlü muhatap alınamaz, vatan bölünmez ön koşullarını Türk Silahlı Kuvvetleri hatırlattı. Buna karşın doğu ve güneydoğuya sosyal ve ekonomik yatırımlar için bütçe ayrıldı. Bir de PKK silah bırakacak.
İhtilafın diğer tarafı açısından ise Kürtçe resmi dil olacak, Hükümlü muhatap alınacak, bölünme ise kaçınılmaz.
Kötü bir ihtilaf yönetiminin tipik örneği olarak başlıkların nasıl böyle pazarlık konuları haline getirildiğini hep birlikte gördük. Bu durum, Hükümet doğrudan muhatap alsın ya da almasın farketmez DTP aracılığıyla zaten ve dolaylı muhatap haline getirilen Abdullah Öcalan’ın adının yeniden lider olarak anılmasının yolunu açtı. DTP’nin başında bir hükümlü var gerçeği daha ne kadar net ve fütursuzca nasıl ifade edilir bilmiyorum. Ancak, Sultanlar sağır.
En başından beri bu sürecin bir uzlaşma süreci olmadığını, fazlasıyla ve gereksiz uzatılmış ve maalesef sanılanın aksine Türkiye’nin zararına bir polemik olduğunu belirttim. Tüm bunları bir tarafa bırakacak olursak, terror örgütü PKK’nın bu memlekete yaşattığı en büyük zulüm eroin ticaretidir.
Aile kavramını yerle bir eden, gerek bağımlı gerekse ailesinin hep birlikte mağdur olduğu, Devletin ise “münferit olaydır, suçtur kullanmasınlar” yaklaşımlarıyla sorumluluktan tümden sıyırmaya çalıştığı bir olgudur eroin. Kullanan mağdurdur yerine suçludur yaklaşımı ile toplum uyutulmaktadır. Mağdur aileler mutlaka toplum dışına itilirler. Sırf bu nedenle bile bağımlılık toplumdan gizlenmeye çalışılır. Kim ister kötü ane-baba diye anılmayı. Aslında onlar kötü anne-baba mıdırlar gerçekten. Hiç sanmam…
Evlilikleri yürümemiş ve boşanmış olabilirler. Bu, çocuklarını sevmeyi ve kollamayı bıraktıkları anlamına gelmez. Hatta öyle hikayeler var ki bağımlılık nedeniyle aileler dağılmıştır. Bir eroin bağımlısı ile yaşamayı hiç denediniz mi? İçiniz yanar, yardım edemezsiniz, koruyamazsınız.
İçiniz yanar, göz göre göre Can’ınız solar…
Varlığını eroinden sağladığı artık uluslar arası raporlara bile girmiş halde bilinen PKK ile görüşmelerde (DTP sözcüsüdür) silah bırakmadan çok sık bahsedildiği aşikarsa da PKK’nın “eroin bırakması” hiç konu edilmemiştir.
Özellikle çocuk ve gençlere yönelik eroin tehdidi maalesef Hükümet tarafından önemsenmemektedir. Eroin ihtilafının üç tarafı vardır; Kurban ve ailesi, satıcılar, Devlet.
Devlet açısından aileler ve bağımlılar suçludurlar. Ne de olsa, uyuşturucu madde bağımlığı, sadece gençlerimiz arasında değil, ailenin kontrolü altında olan ilköğretim çağındaki çocuklarımız arasında da yaygınlaşmaya başlamıştır. Gençlerin macera arayışları, arkadaş çevreleri, eğitimsizlik ve sosyo-ekonomik nedenler hep ailenin suçudur.
Aileler ise Devlet’i, “uyuşturucu maddelere ulaşmanın ve elde etmenin kolaylığı gençlerimizi ve çocuklarımızı bu bataklığın içine çekmektedir” şeklinde suçlamaktadırlar.
Satıcılara ise kimsenin bir lafı olmaz. Devlet, PKK’a silahı bırak demiştir ama uyuşturucu kaçakçılığını bırak demeyi akıl bile etmemiştir. Sanırsınız ki bu sorun Devlet’in hüküm sürdüğü topraklarda hiç yok ya da aileler çocuklarına sahip çıkarsa, kimse uyuşturucu almazsa, satanı kalmaz gibi tevekkel bir tutum var ortada.
Hal böyleyken, Uyuşturucu Başta Olmak Üzere Madde Bağımlılığı ve Kaçakçılığı Sorunlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla bir Meclis Araştırması Komisyonu kuruldu. Yedi ayrı önergede toplam 187 milletvekili imzasıyla giderek artan eroine bağlı genç ölümleri neticesinde Meclis’e soru önergesi verildi.
Bu soru önergelerinin hazırlanmasında kıyıdan köşeden katkım olabildiyse ne mutlu bana.
Şimdi size bir Meclis oturumunu fotoğraflamak istiyorum.
Soğuk kış günü, akşam saatleri, günlerden Salı (05.02.2008). Meclis yarı boş. Konu çok ilginç gelmemiş Milletvekillerine. Zamanın Meclis Başkanı makamından sesleniyor;
BAŞKAN: “… esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerine 05/02/2008 tarihli 58'inci Birleşimde başlanmıştır.
Hükümet? Burada.”
…
Önce Gruplar konuşuyor ve ardından önerge sahipleri sıra alıyorlar. AKP’li Halide İncekara önerge sahiplerinden biri ama oturuma katılmamış nedense. Konuşma sırası kendisine gelince tık çıkmıyor salondan. Onun yerine Bitlis Milletveki AKP’li Vahit Kiler konuşuyor.
VAHİT KİLER: “Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bir topluluğun toplum değeri kazanması için mutlak değer yargılarına ihtiyacı vardır. Bu değer yargıları toplumdan topluma ufak tefek farklılıklar gösterse de, özellikle bizim de mensubu olduğumuz Doğu toplumlarında en mühim değer yargısı tabii ki ailedir. Ailenin de akıl ve ruh sağlığı yönünden seçkin ve donanımlı insanlarla müteşekkil olması asgari ihtiyaçtır.
Globalleşme süreci, bazı alanlarda sunduğu imkânların yanı sıra bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. İşte, buyurun: Uyuşturucu kullanımı belası bunlardan en başında gelen.
Tabii "Ne alakası var?" demeyin. Büyük Atatürk'ün yön gösterdiği gibi muasır medeniyetler seviyesine çıkmakla özensiz bir taklitçiliği birbirine fena hâlde karıştıran zihniyet, özgürlüklerden en fazla, sınırsız bir hayatı anlama riskiyle ne yazık ki karşı karşıya kalmıştır. Bu yanlış algılama, bizi biz yapan değerlerden uzaklaşmayı ilericilik görerek manevi duygulardan utanan, ailesiyle anlaşamayan, birey değil bireyci, toplum değil bencil ve çoğul değil tekil yaşantıyı seçen insanları yaratmıştır. Yaratılan bu neon ışıklı sahte dünya temelde büyük boşluklarla kaplanmıştır ve bu şekilde de gitmeye devam etmektedir. İşte bu yüzden de, bu boşluğu dolduracak yeni argümanların ihtiyacı, insan sevgisi, her türlü canlı sevgisi, ana-babaya saygı, vatana bağlılık, bayrağa saygı gibi manevi duyguları olmayan insanlarda farklı tezahür etmiş ve saydığım bu değerleri dolduracak yapay, sentetik maddeler üretmiştir.”
…
Başta söylemiştim, Hükümet açısından eroin ihtilafında aileler ve ipini çoktan koparmış (!) mağdurlar sorumludur. Bu hal doğu toplumlarının mensubu olmayan (AKP dışı) kesimlerde görülmektedir.
Meclis yine gergin tabii. Konuşmacıların hemen hemen hepsi konunun politika üstü olduğunda hem fikir olduğunu beyan etmekle birlikte, uyuşturucu konusu da iktidar ile muhalefetin kavga etmesini, birbirini suçlamasını engelleyemiyor.
Sinop Milletvekili CHP’li Engin Altay kürsüye davet ediliyor bu defa;
ENGİN ALTAY: “… Yapılan araştırmalar, Türkiye'de çocuklar, gençler dahil toplumun bütün kesimlerinde çok ciddi bir uyuşturucu tüketiminin süratle ve hızla yayıldığını, yaygınlaştığını ve toplumun bütün ekonomik kesimlerini… E, bir dönem "Bu, zengin eğlencesi." denilen şeyler şimdi aşağılarda. Kimisi kokain çekiyor, köprünün altındaki çocuk da tiner çekiyor. Tablo vahimdir. Ama, işte, bu konuda tekrar altını çizerek söylüyorum: Hükûmetin bu son dört beş yıldaki uyuşturucu trafiğinin artmasında, uyguladığı sosyo-ekonomik politikaların ve Hükûmetin eğitim sistemimize bakışının, bu artışın temel faktörü olduğunu ben düşünüyorum, ben öyle düşünüyorum. Bu büyük bir vebaldir, büyük bir günahtır, büyük bir ayıptır.”
…
Burada olmazsa olmaz bir itişip kakışma yaşanıyor tabii Meclis’te. Muhalefet Hükümeti suçladı bir kere. Konuşmaların tonu yükseldi ve bugünün Meclis Başkanı, o zamanın Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin (AKP’li Antalya Milletvekili) söz istedi. Aynen aktarıyorum. Neden güldüğümü siz de anlayacaksınız.
...
MEHMET ALİ ŞAHİN: “Sayın Başkan, Hükümete yönelik birtakım eleştiriler dile getirdi…”
BAŞKAN: “Cevap mı vermek istiyorsunuz?”
MEHMET ALİ ŞAHİN: “Yerimden, izin verirseniz bir açıklama yapmak istiyorum.”
BAŞKAN: “Buyurun Sayın Bakanım.”
MEHMET ALİ ŞAHİN: “Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.
Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Altay konuşmasında, uyuşturucuyla mücadelede, işbaşında bulunan Hükûmetin, daha doğrusu Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetlerinin hiçbir şey yapmadığını ifade etti, birtakım grafikler gösterdi, sizler de takip ettiniz. Uyuşturucu madde yakalanmasındaki grafiklerde çok ciddi bir artış olduğunu gösterdi. "2002'de şu yakalanıyordu, şimdi daha fazla yakalanıyor." dedi ve güvenlik güçlerine de teşekkür etti. Peki, bunlar daha önce niye yakalanmıyordu da şimdi yakalanıyor Sayın Altay?”
ENGİN ALTAY: “Daha önce kullandığının yarısı yakalanıyordu, şimdi de kullandığının yarısı yakalanıyor Sayın Bakan.”
…
İşte o soğuk kış akşamında Meclis böyle tartıştı uyuşturucu meselesini ve ardından, Komisyon çalışmalarını tam bir yıl içerisinde tamamlayabildi. Yine soğuk bir kış günü (26.02.2009) Meclis’te Rapor görüşüldü.
Rapora göre; (1) 2008 yılı itibarı ile Madde Bağımlılığı Tedavi merkezi sayısı sadece 20. Bu tesislerde toplam 493 yatak kapasitesi var. Tesislerde 448 personel görev yapıyor, (2) Madde bağlantılı ölümler 2003’de sadece 6 olarak belirtilmişken 2007’de sayı 147. Bunların 124’ü (116 erkek, 8 kadın) afyon türevli bir madde nedeniyle hayatını kaybetmiş.
Rapor, kanunları birkaç saatte çıkarma yetisi bulunan Hükümet’e çuvaldızı batırmış bu sefer. Kitapçığının içindeki bir ibare çok yerinde ve benim de eroinle ilgili davalarda olmazsa olmaz şekilde dosyaya tavsiye ettiğim hukuksal bir dayanaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 58. Maddesi - Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.”
Hal böyleyken, bir davada ihmali bulunduğu şeklinde suçladığımız Başbakanlık’tan, “münferit olaydır, bağımlı suç işlemiştir ve ölmüştür, aile de üst düzey suçludur ve çocuklarının ölümden zenginleşmeye çalışmaktadır.” şeklinde bir savunma geldiğini söylesem, gözleriniz yaşarır mı?
En sondan birinci olarak 19 yaşındaki Reyhan Basravi eroin nedeniyle Burdur’da öldü. Bundan birkaç gün sonra da üniversite öğrencisi Begüm Veral’ı aynı zehire kurban verdik.
Acaba rapor yayınlandı ve her raporun başına geldiği gibi raf mı bekliyor…
Eroin, gelmiş geçmiş en kötü zulümlerden biridir.
http://www.kanaldhaber.com.tr/HaberDetay.aspx?haberid=50657&catid=32
Yorumlar