Adaleti evir çevir, bük ve nihayet kendi lehine kullan, kullanamıyorsan yakın, demokrasimizi can-ı gönülden sorgula, “bu benim hakkımdır” gibi durumlara günümüzde çok sık rastlanır oldu.
Ne halkımız, ne hükümet, ne MHP, ne CHP, ne DTP, ne Hülya Avşar, ne Karabulut ailesi ne de Garipoğlu ailesi yargıdan memnun değiller. Ah demokrasimiz vah demokrasimiz yakınmaları gırla gidiyor. Herkes demokrasiyi kendine yontmaya çalışıyor ve ne hikmetse bunun demokrasinin gereği olduğunu söylüyor. Yargı kararı lehteyse demokrasi güzel işliyor, adalete güveniliyor. Eğer yargı kararı aleyhte ise, o zaman bu memlekette demokrasi yok ve yargı ya bağımsız değil ya da siyasete müdahale ediyor.
Günün modasını Anayasa Mahkemesi tarafından yargılanan ve suçlu bulunan AKP başlattı. Bildiğim kadarıyla bundan önce yargıdan bir şikayetleri yoktu. İşin aslı kanunlardaki açıkları son derece iyi kullanma becerisi de AKP’ye aittir. Bu konuda takdirlerimi de kazanmışlardır. Ciddi demogoglar…
Durum bence giderek vahimleşiyor çünkü kanun, adalet, demokrasi, hak, hukuk kavramları rencide ediliyor. Demokrasi adına diyerek seçilmişler bile demokrasimize zarar veriyor.
Önce traji-komik bir olaydan bahsedeyim. Marketten alışveriş yapıyorum. Beyefendinin biri ekmeklerin açıkta tutulduklarından ve bayatladıklarından şikayet ediyor. Çalışan hayır bayat değiller daha yeni geldiler diye şikayeti cevaplıyor. Ben görmüyor muyum, al bak elle, yok elleme elindeki mikroplar ekmeğe geçti, vatandaş senin mikroplarını yemeğe mecbur mu, ellemezsem kazıklıyorsunuz gibi bir tartışma başlıyor. Aradaki lafları anlatmaya gerek yok. Tartışma şöyle bitti; “demokrasinin i..ne ettiniz” dedi beyefendi, “size darbe yakışır” dedi çalışan.
Sizce de sağlam kulaç atmayı bilmeden derin sulara açılmıyor muyuz?
Aklın yolu bir ancak, tabana nasıl yansıdığının bir önemi yok mu?
Demokrasinin anlamını tüketirsek –ki öyle gözüküyor, neyin kime ne faydası olacak?
Adaletin her zaman adil olmadığı bir gerçek çünkü kanunlar genele hizmet eder şekilde kurgulanıyor. Bu durumda vicdanları rahatlatmak için hakimlerin insiyatifinin olması kadar Dünya’da ezber bizde ise “tüh kaka” ve henüz başarılamaz birşey yok.
Yine halkın içinden bir örnek vermek gerekirse; İzmir de sonuçlanan bir cinsel istismar davasında, Hakim, yasaya uygun olarak sanığa verilen cezayı çok bulduğu için karara şerh koydu. Mesele şu; yasalarımıza göre 15 yaş altında bir çocukla cinsel ilişkiye girmek şikayete bağlı olmaksızın suç ve cezası 6 yıl. Ancak, Hakim 19 yaşındaki sanığa verilen bu cezayı çok ve vicdansız buluyor çünkü 14 yaşındaki kız çocuk, “cinsel ilişkiye girmedik sadece öpüştük, babama nerede olduğumu haber vermemesini ben istedim” diye beyanda bulunuyor. Baba da şikayetçi değil, kız çocuk da. Hakim kız çocuğun fiziksel ve duygusal gelişimini tamamladığı (15 yaş üstü göründüğü) yönünde bir düşünceye sahip olmuş. Şimdi bu durumda ne yapacağız? Yasayı mı uygulayacağız yoksa Hakim’in vicdanına mı güveneceğiz.
Yasa uygulanmış ve 19 yaşındaki genç almış 6 yıl cezayı. Genç için ağlamalı mıyız? Ağlayabiliriz ama bu davadan çıkacak kararın geneli nasıl etkileyeceğini de iyi hesaplamalıyız.
Kanunları esnetirsek ne olur? Emsal olur.
Bakınız Hüseyin Üzmez davası. Sizce de böyle bir emsal olsaydı, Üzmez de ceza indiriminden faydalanmaz mıydı?
Vicdanları mı rahatlatacağız yoksa demokrasiyi mi feda edeceğiz. Demokrasi artık ne demekse…
Her fırsatta demokrasi isteyen DTP’li milletvekilleri de adaleti adil bulmayıp vicdanlara seslenenlerden.
Haklarında soruşturma başlatılan DTP’li milletvekilleri ifade vermeye gitmeme kararı aldılar. Mahkeme zorla getirilmeleri konusunda karar aldı. AKP, DTP’li milletvekillerinin tarafında yer aldı ve tabii Yargı Sisteminin yeniden yapılanmasında muhalif olanları susturmak adına dedi ki mahkemeler işte gördüğünüz gibi siyasete müdahale ediyorlar.
Bu da bir demogoji. Mahkeme böyle bir karar alıyorsa, yasal dayanağı vardır. Yoksa, üst mahkemeye itiraz edilebilir. DTP demokrasi adına bu karara uymuyorsa, demokrasi yerine feodal yapıya daha alışkın olduğu içindir.
DTP’li milletvekilleri kanuna rağmen, karara rağmen eylemi yerine getirmiyor. Davaları şuymuş, diğer milletvekillerinin arasında da suç işlemişler var, onlar dokunulmazlık nedeni ile ifade vermiyorlar biz niye verelim.
Kötü, emsal olmuyor tabii. Ama demokrasilerde buna da itiraz edilebilir (!)
Şimdi kanunları değiştirmek için savunuda bulunmak, talepte bulunmak başka birşey, mevcut kanunlara uymamak çok başka birşey.
Demokrasi isteyen DTP’li milletvekilleri, kanunlara ve mahkeme kararlarına uymazlarsa ve üstelik bunu demokrasi adına yaptıklarını düşünüyorlarsa, demokrasinin sadece tabanda anlaşılmadığını söylemek yanlış olur.
Kanunlara ve mahkeme kararlarına karşı gelmek demokrasi olmuyor. Demokrasinin yırtılması, parçalanması oluyor…
Diğer taraftan bu karar adil mi? Olmayabilir. Ancak, karara itiraz etmenin yöntemi bu değil. Bu şekil, demokrasiyi baltalamanın önde gideni bir tavırdır.
İhtilaf yönetimine göre doğru usul; karara uyarsın ve kendine bir haksızlık yapıldığı şeklinde bir düşüncen varsa, kamuyu dava edersin. İç hukukta tüm yolları aleyhte tüketirsen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurursun.
Diğer türlüsü, iyi niyetli ve demokrasiye gönül verdik, demokrasi talep ediyoruz gibi algılanamaz. Bu şekilde algılanmasını beklediğini ifade etmek sakıncalı olur.
Sorunun cevabı şu; Adalet genellikle adildir.
http://www.kanaldhaber.com.tr/HaberDetay.aspx?haberid=51992&catid=32
Yorumlar